Herkese selamlar sevgili dostlar. Yazıma tereddütle başlıyorum. Çünkü fikirlerime şiddetle karşı çıkanlar olması kuvvetle muhtemel. Öte yandan bu gerçekleri de birinin yazması gerekiyor. O da bana düşüyor. Yine bazı deneyimleri ilk elden edinmiş biri olarak sizinle paylaşmak istediğim şeyler var. Konu şu: kişisel marka oluşturma çılgınlığı.
Uzun zamandır kişisel marka oluşturma ile ilgili sayısız çevrimiçi eğitim alıyordum. Podcastler dinledim. Makaleler, kitaplar okudum. Ardından hatırı sayılır bir süredir kendimi bu yönde geliştirmeye çalıştım. Eğitimlerde, kitaplarda söylenenleri birebir uyguladım. Sonuç ne mi oldu? Koca bir hiç.
Arkadaşlar, burada lafı eğip bükmeden, dolandırmadan direkt olarak söyleyeyim. Kişisel marka sizin, benim gibi sıradan insanlar için koca bir yalandır. Neden mi?
İlk olarak kişisel marka oluşturmak için atmanız gereken adımlar olduğu söylenir. Nedir bunlar? Dijital kimlik oluşturmak, persona oluşturmak, arketipini, varlık nedenini yani amacını belirlemek, hedef kitleni doğru tespit etmek, pazar araştırması yapmak gibi gibi. Sıralaması tam böyle olmayabilir ama olmazsa olmazı bunlardır. Bunlar iyi güzel de çıktı nedir sevgili dostlar? Yani ürettiğiniz iş, ürün, değer nedir? Şimdi siz sade bir vatandaşsanız ve 9-6 bir işte çalışıyorsanız, nispeten sıradan, rutin bir hayatınız varsa ve pek de ilginç sayılmayacak hikâyelere sahipseniz, teknoloji devlerinin ürettiği, algoritmaların yönettiği bu acımasız dijitalize cangılda ancak yem olursunuz. Ürün sizsiniz. Bu epeydir bilinen bir şey de asıl söylenmeyen, kendi kişisel markanızı oluşturmanın bir mit olduğu. Size epeydir satılmaya çalışılan şey de ne yazık ki bu.
Dikkat ettiyseniz Instagram’da önünüze sürekli “Instagram hesabınızı büyütün”, “takipçiniz azsa bu sizin algoritmayı bilmemenizden kaynaklanıyor”, “bir haftada algoritmaya hâkim olun” gibi postlar düşüyor. Size sürekli hangi saat ve günlerde, ne sıklıkta, hangi tür içeriklerin ilgi çekeceği konusunda tüyolar veriliyor. Kullanıcı da zavallım ne yapsın, çarkta koşan fareler gibi Instagram’ın sonu gelmez iştahını doyurmak için o posttan bu posta koşuyor. Yanlış anlamayın, amacım kimseyi yargılamak değil. Bu tuzakların hepsine ben de düştüm. Bir süre Instagram’a video çektim. Söyledikleri vagon gönderileri oluşturdum. Dedikleri içerikleri, uygun gördükleri saatte paylaştım. Ben çevirisini yaptığım kitapları tanıtmak istiyordum. Ama bunun reklam gibi görülme tehlikesine karşı manifestolar yayınladım. “İş birliğine ve reklam almaya karşıyım. Amacım influencer olmak değil. Sadece kişisel markamı oluşturmak için çabalıyorum.” minvalinde açıklama yaptığım postumun altına “paylaş, takip et, takipçi artır” başlıklı yorumlar, özel mesajlar düşmeye başladı. Tam bir oksimoron!
Bunları niye anlatıyorum sanki? Post-truth çağında insanların TikTok’a soytarılık videoları çektiği, Instagram’da influencer olup yırtma derdine düştüğü, X’te (Twitter) entelektüellik yarıştırdığı ortamda kime ne diyebilirsiniz ki? Ama şu da bir gerçek: eğer ünlü, nüfuzlu biri değilseniz, büyük kitlelere hitap eden, patlama meydana getiren bir influencer olma şansınız Katy Perry gibi astronot olup uzaya gitmekle aynı. Bir de şu gerçek var. Eğer kişisel marka nedir diye bakarsak size örnek olarak rahmetli Doğan Cüceloğlu’nu verebilirim. Yine İlber Ortaylı tarih alanında bir kişisel markadır. Beyhan Budak da psikoloji alanında başka bir markadır bana göre. Bir de burada ismini vermeyeceğim, çok takipçili olup da içerikleri, üretimleri fasa fiso olan birçok başka sözde “kişisel marka”, özdeyse “fiyasko” var.
Günün sonunda “kişisel markanız da algoritmanız da vagon gönderiniz de sizin olsun. Alın tepe tepe kullanın!” diyerek huzurlu, mutlu, sakin, dingin hayatıma geri döndüm. Çünkü fark ettim ki bir noktadan sonra siz markanızı değil, markanız sizi yönetmeye başlıyor. Ve bu bir kimliğe dönüşüp sizi endişe kumkumasına çeviriyor. Bir bakmışsınız ki “aman şunu paylaşırsam kişisel markama halel getirir miyim?”, “yok, bunu dersem yanlış anlaşılır mıyım?”, “şu hikâyeyi de postumda paylaşayım, ilgi çeker” diyerek sosyal medyanın esiri olmuşsunuz. Eksik kalsın. Kişisel marka kimliği oluşturmaya çalışan tüm dostlarıma bol şans diliyorum. Önünüzde girişinde “İmkânsız. Nüfus 8 milyar.” tabelası olan bir dünya var.
Kişisel marka aldatmacasından sıkılırsanız kişisel itibar konusunda görüşelim bir gün.
Sevgiyle kalın 😊


















