Mesele: Kabak çekirdeği kadar küçük yaşanan durumu ifade eder.
Sorun: Meseleyi küçükken büyütüp, kimi ruh halini bozmaya, kimi kavgaya, kimi dövüşe, kimi başka durumlara taşımayı ifade eder.
Bu ikisini ayırt etmek, meseleyi soruna çevirmeden çözmek toplumun huzuru için gerekli olan bir durumdur. Yaşantımızın her anında karşılaştığımız durumlar olur. Kimi mesele yapar, kimi sorun yapar.
Toplum olarak birbirimizi anlamamız, birbirimize saygı ve sevgi çerçevesinde yaklaşmayı bilmedikçe hiç kimse rahat ve huzurlu bir yaşamın yolunu bulamayacak. Her şeyi bir yerlere çekmek, bir durum meydana getirmek kimseye fayda vermez. Sadece kendisine dokunmaz kötülüğü; başkasının ve etrafındakilerin de rahatını ve yaşamını etkiler.
Bir yemek yapıldığı esnada tuzu az konur. Yemeğe geçilir, herkes kaşığını alır. Yemeğe başlarken tuzun az olduğunu söyleyen biri çıkar ve söylenmeye başlar. Bu bir mesele aslında ama tuzun az olması bir soruna dönüşür ve kavga başlar. Yemek yenmez, sofradan sinirle kalkıp kapıyı çarpıp gider.
Hem yemeği yapan hem de sofradakiler yemeğin tadına varamadan, isteksizce yiyip kalkar. Ama bu soruna dönüştüğü için bu durum bitmez. Her defasında aynı konu gündeme gelir.
Mesele ne? Tuzun az gelmesi.
Çözüm ne? Ellerine sağlık, güzel yemek olmuş ama sadece tuzunu eksik koymuşsun. Bunu söylediğimiz zaman mesele, sorun oluşmadan kapanmış olur.
Trafikte ilerken biri korna çalar ya da önüne geçer. Mesele basittir aslında. Karşı taraf evden çıkarken evdekilerle küçük bir anlaşmazlık yaşamış ve bunu birinden çıkartmaya kararlı bir şekilde trafiğe çıkmıştır. Diğer tarafta olan kişi meseleyi büyütür ve söz düellosu başlar. Sonra meseleyi büyütür, her iki taraf da kavga dövüşe başlar. Birbirine zarar verir her iki taraf.
Mesele: Korna çalmak, önüne geçmek.
Çözüm: Hiç aldırış etmeden yola devam etmek. Karşı tarafın yaptığı davranışı görmezden gelmek.
Bir iş yerinde, bir okulda, bir evde vesaire bir mesele olduğu zaman bunu sorun hâline getirmeden çözmek en doğrusudur. Evden çıkarken yaşadığınız meseleyi orada bırakmak ve paspasla ayağınızı silip gideceğiniz yere gitmek gerekir. Evdeki meseleyi başka bir yere taşımak sizi aşağı çeker.
Aynı şekilde iş yerindeki meseleyi iş yerinde bırakmak gerekir. Meseleyi eve taşımak gerginliğe yol açar. Dış kapıya çıktığınız an ayaklarınızı paspasa sürüp meseleyi orada bitirmek gerekir.
Bir güzel yazı okumuştum. Bir gün biri taksiye biniyor. Yolda ilerlerken birden bir araba önlerine çıkıyor. Taksi şoförü çok soğukkanlı bir şekilde son anda arabayı durduruyor. Sonrasında tebessüm ediyor. Müşteri meraklı gözlerle taksiciyi izlerken soruyor:
“Arabadaki adam bizi biçecekti neredeyse, oysaki sen hiç tepki vermeden tebessüm ettin. Neden?”
Taksici müşteriye dönüp şöyle cevap veriyor:
“Çöp kanunu denen bir şey var. Bilir misiniz?”
Müşteri:
“Hayır, ilk defa sizden duyuyorum.” der.
Bir insanın içinde öfkesi birikir, birine kızar ya da sinirlenir ama ona bir şey diyemez. İçinde biriktirir ve birine içini kusar. Buna çöp kanunu derler. Bu adam içinde biriktirdiği çöp yığınını boşaltıp gitti. Ben ise her zaman sakin kalıp tebessüm etmeyi tercih eder, yoluma devam ederim.
Yaşantımızda her gün birileri bu çöp kanununu yaşar ve yaşatır. Bize düşen, tıpkı bu taksicinin yaptığı gibi tebessüm edip yolumuza devam etmektir.


















