Temiz Eller Operasyonu, 1990’lı yıllarda İtalya’daki siyasi yolsuzluklar ile ilgili ulusal çapta yapılan bir yargılama dönemi olarak tarihe geçti.
Nesnesi insan olan olunca “temiz insan”; kirli, lekeli, bulaşık olmayan, ahlakça lekesiz, dürüst, namuslu, pak insan, hayatı temiz yaşayan insan olarak tarif edilmektedir. Aynı zamanda olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan, halk dili ile siyaset yapmayan, rol yapmayan, maskesiz yaşayan, yalansız dolansız insan tanımıdır.
İçinde bulunduğumuz zaman diliminde böyle olmak çok ama çok zor! Siz olsanız da ucundan kıyısından bulaşır bir şekilde. “Yok, mümkün” diyebilmek için çok izole yaşamak, “suya sabuna dokunmamak” gerekmektedir ki bu daha da zordur. Zira yaşamın tüm katmanları artık hemen herkesi içine alacak şekilde interaktif ve sosyal…
İyi insan tanımının ilk sıralarında, hayatına spor katan insanların olduğunu inkâr edemezdik… Ta ki yaşadığımız bu zamanlara kadar. Hem ünlü olacaksın, hem iyi yerlerde gezecek, yiyip içecek ve yaşayacaksın, ilgi senin üzerinde olacak ve sen kötülükler saçacaksın! Mümkün mü? Mümkün olabiliyormuş…
İster açgözlülük, ister cahillik deyin; milyonlarca insanda olmayanlara sahip iken olmaz yollara gidiyorsan, eğitiminde ya da ahlakında bir sorun var demektir. Kanun ve yasaların boşluklarından yararlanmak da insani bir sorun ve bu sorunların üzerine olması gerektiği gibi sert ve adaletli gitmeyenler de bu gidişata prim tanımaktalar.
2024 tarihi itibarıyla Türkiye’de 16 milyon 678 bin lisanslı sporcu bulunmakta. Bunun 466 bin 445’i futbol dünyamıza ait. Hakem, gözlemci ve diğer yetkililer ile bu rakamlar daha da yukarılara çıkıyor.
Söz konusu bahis olayları ile ilgili disiplin kuruluna sevkler, tutuklananlar, ceza alanlar spor kamuoyunda paylaşıldıkça şaşırmamak mümkün olmuyor. Yasal ya da yasa dışı oyunlar çok tehlikeli ve hem kendisi hem formasını giydiği kulüpler için kapanmaz yaralar açmakta. Fakat o derece tehlikeli olanlar var ki şikeyi telaffuz ettiriyor.
Ama tam da burada, adalet mekanizmasını gerektiği gibi kullanmasını beklediğimiz insanlar ortaya çıkıyor. Aynı suçu işlemiş insanlara 45 gün, 3 ay ya da 1 yıl gibi birbirinden farklı ceza yöntemleri ile kafa karışıklıklarına yol açıldığı gibi, büyük kitlelere sahip kulüp taraftarları arasında da infial meydana getirmekte. Buna da ayrıca dikkat edilmeli; zira bu sporseverler her hafta statları doldurdukları gibi, bazı müsabakalarda aynı alanda olabiliyorlar.
Aklıselim olmakta ve olayları büyütmeden adalete ve kolluk kuvvetlerine bırakmakta fayda var. Daha yolun başında bir süreç yaşıyoruz. Zamanlaması ve şekli sorunlu olsa da yetkililer girdikleri bu yoldan en doğru kararları vererek çıkmak zorundalar.
Ellerimiz temiz, ruhlarımız arınmış olarak yol almak zorundayız. Her kötü gidişin mutlaka durma noktası olduğunu unutmadan, güven duygumuzu daima diri tutarak, her ne olursa olsun yasalarımıza, onları uygulayan yetkililerimize inancımızı yitirmemeliyiz. Yoksa her şeyi tüketerek yaşanmaz.
Hiç kimse tek başına bir şey değildir. Sporda da bu böyle değil midir? Rakip olmadan kazanmak, başarılı olmak diye bir şey yoktur.
Tıpkı yaşamın kıymetini bildiğimiz gibi, birbirimizin de kıymetini bilmeli; insanlarda olması gereken tüm güzellikleri bünyemizde yaşatmalıyız.
















