Alice Harikalar Diyarı’na geç kalmadı; geç kalan hep tavşandı.
Alice yalnızca tavşanlı yoldan yürümeyi seçti.
Kahramanımız Alice, uzun uzun hayaller kurar; düşlerini derin uykularda rüyalara taşırdı. Tavşan kırda, bayırda hep oralardaydı. Ama kendi başına buyruktu; bu beraberlikten habersiz gibiydi sanki. Kimi insanlar gibi…
Tavşan oradan oraya koşturur ama bir yerlere hep gecikirdi. Tüm bu koşturmacaya rağmen panik hâli ona fayda sağlamıyor, hatta bazı hatalar yapmasına sebep oluyordu. Hata yaptıkça öfkeleniyor, öfkeyle söyleniyor; dahası, öfkesiyle başkalarını da yaralıyordu. Koşturduğu yerlerde tozu dumana katıyordu.
Ne gerek vardı sahi tüm bunlara…
Doğrusu her tavşan, bir önceki neslin telaşını derisinin altında taşırdı. Pek çok duygu, genetik bir hastalığın aktarımı gibi, sonraki nesillere miras kalıyordu. Keşke bazılarını reddi mirasla kendimizden uzak tutabilseydik; ama olmuyordu işte. Tavşancığa da kimi duygular mirastı. Elbet akıl ve iradeyle bir kısmını halletmek mümkündü ya; onda da her tavşanın kendini bilmesi, kendini tanıma arzusu şarttı.
Derken günler günleri kovaladı. Bizim tavşan, kendini bildiğini, tanıdığını sanarak geçirdi ömrünü. Arada dışarıdan gelen ikazlara kulak verse de nihayetinde kendi bildiği yoldan gitmekten vazgeçmedi. Aynı yerlerde, bin bir telaş içinde kuyruğunu kovaladı.
Gel zaman, git zaman Alice de yıldırdı. Oysa Alice, tavşanlı yolu yol bilmiş; tavşanını yoldaş edinmişti. Onu ilk gördüğünde “işte” demişti, “işte o.” Birlikte göl kenarlarından yürümüş, karanlık ormanlarda yıldızları ışık edinmişlerdi. Kar da kış da, çölde de yağmurda da… Mevsim ne olursa olsun, birliktelerdi.
Tavşancık bu birlikteliğin kıymetini bilememişti. Nasıl olsa Alice nereye gitse peşimden gelir sanmıştı. Oysa her kahraman, kendi hikâyesinde başrol olmalıydı. Kimsenin hikâyesinde fazlaca yer kaplamaya gerek yoktu; herkes olması gereken kadar vardı.
Nihayetinde Alice bir sabah uyandığında kendi yolunu seçti. Tavşancık uykudaydı. Uyandırmadı. Çünkü bazı uyanışlar birlikte yaşanmazdı. Gözlerini üzerinde gezdirdi, birkaç adım öteden son kez kokladı. Sonra arkasına bakmadan, yemyeşil ağaçların arasından akan şelalenin sesine doğru yürüdü.
Herkesin yürüyeceği bir yol vardı ve her şeyin bir vakti vardı. Vakit gelmişti; Alice kendi yoluna geç kalmak istemiyordu.

















