Çocukluğumda minik bir bahçemiz ve tam köşesinde minik bir vişne ağacı vardı. Vişne ağacı dedimse, öyle kocaman bir ağaç değil, çok küçük. Birkaç meyve verirdi her yaz başında. Lakin meyveleri kırmızının en koyusundan ve en parlağındandı. Üstelik de vişneler epeyce büyüktü.
Şimdi o yıllardan bu yana geçen onca zamana rağmen ben, her bahar başlangıcında onu, vişne ağacımızı hatırlıyor ve çocukluğumda onunla olan mesaimden dolayı yeniden bahar için heyecanlanıyor, umutlanıyor ve onu mutlu olmaya bir sebep sayıyorum.
Şimdi, haydi onun dilinden dinleyelim bakalım baharı.
Kış boyunca iyice ıslanan toprak üşütüyor köklerimi… titriyorum adeta ama bu titreyiş yeni bir şeyin habercisi olsa gerek. Zira yeniden bir heyecan duyuyorum… heyy, canlanıyorum yeniden. Yine aylardan Mart ve güneş biraz daha yukarılardan gülümsemeye başladı kuruyan dallarıma… güneşin bu iyimser ve sevecen bakışı beni mutlu ediyor. Mutluluktan köklerimden tüm gövdeme yeniden bir hayat üfleniyor sanki.
Dallarım ara ara tomurcuğa duracak güç bulmaya başladı. Yeniden minicik filizler ile çiçeğe duracağım önce… yeniden yeni yeni tezgâhtan, yeni bahar için çanak yapraklarım için incecik ve narin kumaşlar model model hazırlandı.
Çiçeklerimin meyveye erişmesi için çanak yapraklara ihtiyacı olacak. Eskiden gelinlerin tülüne uzun uzun parlak simler takılırdı… işte benim de kış boyunca kupkuru dallarım tıpkı bir gelinin simleri gibi süslenecek, her yerim çiçek açacak.
Ben aslında sessizce konuşuyorum, biliyor musunuz? Kimsenin kulağını kirletmeden, kimseye yalan söylemeden, iftira atmadan, gıybet etmeden, sessizce ve içten ve tertemiz ve samimi ve dosdoğru konuşuyorum…
Evet, ben çiçeklerimle bahar geldi diyorum, müjde diyorum. Siz de yenilenin, yeni giyin, yeni cümleler kurun, yeni müjdeler verin diyorum…
Çiçeklerimin şöleninden sonra meyveye duracağım. Önce minicik ve yeşil görünecekler. Güneş yukarılara tırmandıkça, yükseldikçe bana daha dik vuracak; az çok beni yaksa da bu bana iyi gelecek. Kara iyice doyan toprağın beni tir tir titretmesinden üşüyen gövdeme can gelecek.
Güneşin ışınları meyvelerimi kızartacak, kıpkırmızı boyayacak… bu arada yapraklarım da canlanacak, kalınlaşacak. Çiçeklerimle bembeyaz bir şenlikten sonra bu kez gövdem, yapraklarımın arkasından kıpkırmızı gülümseyen meyvelerimin sayesinde artık adım adım ismim anılacak.
VİŞ NE!
VİŞNE ağacı
Tüm bu aşama ve çabaların neticesi, meyvesi vişne!
Ben bir vişne ağacıyım. Bu ismi almak için çok süreçler geçirdim. Sonbaharın rüzgârına dayandım. Lodos ile savruldum durdum. Tam ısınıyorum derken birden ya ıslandım ya dondum. Önce meyvelerimi kaybettim. Son kalan kurumuş olanlar da karayel ile koptu, düştü yerlere.
Sonra yapraklarım sararmaya başladı yavaş yavaş… sonra sonbaharın eğik güneşi ile kırmızıya çalındı renkleri… Kasıma doğru artık tutunamaz oldu yapraklarım bedenime. İyice zayıfladılar. Yavaş yavaş kopmaya ve düşmeye başladılar bir bir yerlere. Ve sonra soğuklar başladı, yağmurlar ve kar!
Şimdi yeni gelen baharın muştusu ile yeniden yenileniyorum. Bu yenilik bana güç veriyor, mutlu ediyor her hücremi.
İşte, bu her mevsim deveran eden değişimin adı; hayat. Hayatın ta kendisi. Bazen soğuk, bazen rüzgâr, bazen harareti tecrübe etmek!
Yeşil, kırmızı, sarı, pembe… Renkler tüm yeryüzünün tebessümü sanki.
Ben; vişne ağacı!..
Ben, bu tebessüme iştirak ettiğim için, bu şenliğin bir ferdi olduğum için çok şükrediyorum. Bu, mutluluk demek, yenilenmek demek, yeni gelecek mevsimlere göğüs germek demek. Emek demek, güç demek, sabır etmek, sır vermek demek.
Özellikle de çocukların dünyasına girmek demek. Onların erişkinliğe giden yolda karşılaşacakları tüm zorluklara nasıl göğüs gereceklerini anlatan görsel bir ders demek!

















