Tepki vermekle yanıt vermek arasında kritik bir fark vardı yanlış hatırlamıyorsam. Tepki anlık bir reaksiyonken yanıt vermek daha aklıselim bir yerden yaklaşmaktı. Ben de bugünkü yazımda sizlerle biraz buna dair konuşmak isterim.
Geçenlerde polemik olmaması açısından ismini burada vermeyeceğim bir yazarımız büyük yayınevlerinin editörlerini yaylım ateşine tuttu. Eleştirisinde biri Türk edebiyatından biri çeviri iki kitaptan alıntılar yaparak editoryal hataları tespit etmiş. Çevirmenin, yazarın hata yapabileceğini belirtmiş. Öte yandan yayınevlerindeki editör, düzeltmen (redaktör) ve yayına hazırlayanlar ne yapar diye sormuş.
Bu eleştiriyi okuyunca ilk başta çok sinirlendim, kırıldım ve hemen Instagram’da bu eleştiriye cevaben bir paylaşım yaptım. Sinirim geçtikten bir süre sonra sağlıklı ve soğukkanlı düşündüğüm bir noktada paylaşımımı sildim.
Bunca yıllık deneyimime dayanarak ve uzun yıllardır sektörde çevirmen ve editör olarak çalıştığım yılların hatırına bir anda tüm çevirmen ve editörlerin hamisi gibi davranmıştım. Kabul. Fakat beni yine de rahatsız eden ve bu ani tepkiyle paylaşım yapmama neden olan duygu ve düşünceler neydi?
Makul ve mantıklı düşündüğümde eleştiriyi yapanın eleştiriye konu olan teknik detaylara dair tespitlerinde haklılık payı olduğunu fark ettim. İngilizceden Türkçeye çevirilerde zaman zaman Türkçe’nin özüne ve ruhuna uygun yerelleştirme yapılamaması bilinen ve yaygın bir sorun. Türk edebiyatında dile hâkim olmayan yazarların varlığı da malum. Bunlar edebiyatçılar, çevirmenler, editörler ve dilbilimciler arasında uzun uzadıya tartışılabilir.
Bu eleştiride beni asıl rahatsız edense eleştirenin bu sektörle iç içe olduğu halde meslektaşlarını empatiden yoksun biçimde eleştirmesiydi. Her ne kadar bu eleştiriyi bir okur gözüyle yaptıysa da çok takipçili bir hesap olarak yazar ve öykücü kimliğiyle öne çıkan bir entelektüelin, aydının ya da düşünürün her kim ise bu çerçeveden ve bu kimlikle eleştiri getirdiği düşünülür ve sektörün zorluklarını ve bu piyasanın aktörlerinin açmazlarını ya hiç bilmediği ya da bilse de umursamadığı izlenimi edinilir.
Çevirmenlik sessiz ve gösterişsiz bir uğraştır. Editörlük ise görünmezliktir. Gizli kahramanlıktır. Editör çevirmenin tıkandığı noktalarda çözüm sunar, çevirmene yol açar, ışık tutar. Ben çevirmen kimliğimle editörleri daima hayranlıkla izlemişimdir. Yayınevlerinde editörlük yapanlar deniz derya birikimleriyle, sabırla, iğneyle kuyu kazarcasına ilmek ilmek örer metinleri. Çevirmenler heykeli yontar, editörler son rötuşları yapar.
Editör kimliğimle ise çevirmenlerin uykusuz gecelerini, uzun mesailerini, kafa karışıklıklarını, tükenmişliklerini, çeviri kitapları yayınlandıktan sonraki çocuksu sevince tutunmalarını, kalıcı bir iş bırakmış olmanın gururu için günler, aylar feda ettiklerini bir çırpıda unuttuklarını anımsarım.
Sonra da önüme aniden sevilen bir yazar tarafından hangi amaçla yazıldığını ve neden bu kadar iğneleyici ve kırıcı biçimde alaycılık sosuyla bezenmiş olarak sunulduğunu anlamlandıramadığım özensiz bir mesaj düşer ve camlar tuzla buz olur.
Çevirmenlik ile ilgili düşüncelerimi Hayrendiş’te daha önce “Çevirmenin Günlüğü” başlıklı yazımda paylaşmıştım. İlgilenirseniz diye belirtmek istedim.
Sevgiyle kalın 😊


















