Nedenler, niçinler, nedendir bilinmez. Bir şeyi inkâr için ‘yok’ diyebilmek yetmez… (Emine Şenlikoğlu)
Neden her yerde “insan” çok da ama etrafta insan yok? Yoksa hepimiz “insan mıyız?”
Neden hep şikayet eder insanoğlu? Neden istekleri bitmez? Neden istekleri hayata geçtikçe daha çok ister? Neden açgözlülüğümüz bitmez? Neden maddi tatminlerimiz bizi tatmin ettikten sonra tatmin etmez ve sürekli maddi tatmin peşinde koşarız? Hayat maddiyatla ölçülebilecek kadar ucuz mu, yoksa biz mi ucuzlaştırdık?
Neden dünyaya bu kadar bağımlıyız? Neden haddimizi bilmeyiz? Neden erdemden yoksunuz? Neden gerçek insan olduğumuzu unuttuk? Yoksa hiçbir zaman gerçekliğimiz var olmadı mı ya da hiçbir zaman insan olamadık mı? Neden zenginliği maddiyat olarak ölçeklendiriyoruz? Neden maddi zenginliğe sahip olanların birçoğu maneviyattan yoksun? Neden manevi zenginliğe sahip olanların birçoğu maddiyat fakiri? Neden manevî fakirler her şeyi maddiyatla satın alabileceğini düşünüyorlar? Bu hadsizliği nereden bulabiliyorlar? Yoksa tek sahip oldukları şey, maneviyattan yoksun bir “zenginlik” mi? Sahi, zenginlik nedir? Ne kadar zengin insan kaldı ki bu dünyada?
Neden maddi zenginliğe bu kadar açız? Neden ruhumuz manevi açlık içinde? Neden açlık denildiğinde karnı açlar akla gelir? Ya gözü açlar ne ile açlıklarını doyuracaklar?
Neden her zerresi bir ilim olan bir dünyada yaşayan ve her zerresi bir ilme beraber olan insanoğlu, ilme yabancı kalabiliyor? İlim ki bizim damarlarımızda akan kan kadar yakın… Nasıl bu kadar yakınken bu kadar uzak kalabiliyoruz? Neden bütün varlığı anlamlarla donatılmış insanoğlu, hayatı anlamsız şekilde başvurabiliyor? Neden ve nasıl kendimize ve birbirimize bu kadar yabancı kalabiliyoruz?
Neden insanoğlu, hayatını sorgulamak adına bir kere bile olsun “neden” sorusunu sormaz? Neden…?


















