İnsan, yaratılmış varlıklar içinde hem aklı hem de kalbi ile anlam bulan nadide bir varlıktır. Aklı ona düşünmeyi, sorgulamayı ve doğruyu aramayı öğretirken, gönlü ise hissetmeyi, sevmeyi, merhamet etmeyi ve insan olmanın inceliğini öğretir. Bu yüzden insanın sahip olduğu en kıymetli hazinelerden biri gönüldür. Çünkü gönül, insanın iç dünyasının merkezidir, sevginin, merhametin, sabrın ve hikmetin kaynağıdır.
Her ne kadar gönül gözle görülmez, elle tutulmaz bir varlık gibi görünse de, insan hayatındaki etkisi inkâr edilemeyecek kadar büyüktür. Bir insanın bütün davranışları, sözleri ve bakışları aslında gönül dünyasının bir yansımasıdır. Gönlü huzurlu olan bir insanın sözü de huzur verir, bakışı da güven verir. Fakat gönlü kırık, kararmış veya yaralanmış bir insanın dili de sertleşir, davranışları da ağırlaşır. Bu nedenle gönül, insanın hem kendisi hem de çevresi için büyük bir sorumluluk taşır.
İnsan bu dünyada çoğu zaman mutluluğu dışarıda arar. Malda, makamda, şöhrette veya insanların takdirinde huzur bulacağını zanneder. Oysa gerçek huzur, insanın gönlünde saklıdır. Gönlü huzurlu olmayan bir insanın, sahip olduğu hiçbir şey ona gerçek mutluluk vermez. Çünkü insanın iç dünyası huzur bulmadan, dış dünyadaki hiçbir güzellik kalıcı bir mutluluk sağlayamaz. Bu yüzden insan önce kendi gönlünü tanımalı, onu korumalı ve temiz tutmalıdır.
Tasavvuf büyükleri gönlü, Allah’ın nazar ettiği bir mekân olarak tarif etmişlerdir. Bu yüzden gönlü kırmak, yalnızca bir insanı incitmek değil, aynı zamanda çok daha büyük bir değeri zedelemek anlamına gelir. İnsan bazen farkında olmadan bir sözle, bir davranışla veya bir bakışla karşısındaki insanın gönlünü kırabilir. Fakat kırılan bir gönlü tamir etmek çoğu zaman zordur. Çünkü gönül, dışarıdan güçlü görünse de aslında çok hassas bir yapıya sahiptir.
Gönül, en ince duyguların yaşadığı bir yerdir. İçinde sevgi vardır, merhamet vardır, şefkat vardır. Gerçek bir gönül, kötülüğü barındırmaz. Kin ve nefret, gönlün tabiatına uygun değildir. Gönül temiz kaldıkça insan da temiz kalır. Bu yüzden insanın en büyük terbiyesi gönül terbiyesidir. İnsan ne kadar bilgi sahibi olursa olsun, eğer gönlü olgunlaşmamışsa gerçek anlamda kemale ermiş sayılmaz.
Gönlün en güzel özelliklerinden biri de tevazudur. Gönül, su gibi alçaktan akar. Yüksekten akmak, böbürlenmek ve kibirlenmek onun tabiatında yoktur. Çünkü gönül bilir ki kibir, insanı hem insanlardan hem de hakikatten uzaklaştırır. Tevazu ise insanı hem insanlara yaklaştırır hem de insanın kendi hakikatini görmesini sağlar. Bu yüzden gerçek gönül sahipleri kendilerini büyük görmezler, aksine herkesin içinde bir hikmet ve bir değer bulunduğunu bilirler.
Gerçek gönül aynı zamanda sabırlıdır. Hayatın getirdiği zorluklar karşısında hemen öfkeye kapılmaz. Kendisini incitenlere karşı bile ölçülü davranır. Bir gönül insanı incinebilir, kırılabilir, hatta derinden yaralanabilir, fakat buna rağmen kötülükle karşılık vermeyi tercih etmez. Çünkü gönül bilir ki kötülüğe kötülükle karşılık vermek, yarayı büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Gönül ne kadar merhametli ve sabırlı olsa da, bir sınırı vardır. Eğer bir gönül sürekli kırılır, sürekli incitilir ve değersiz görülürse, bir gün sessizce geri çekilir. O gönül artık kendisini korumak için kapılarını kapatır. Çünkü gönül, kendisini değersiz hissedeceği bir yerde kalmayı istemez. Bu yüzden gönül kırmak, insanın farkında olmadan yaptığı en büyük hatalardan biri olabilir.
İnsan çoğu zaman gönül kırmanın ne kadar ağır bir sonuç doğurabileceğini fark etmez. Oysa kırılan bir gönül, bazen yıllar boyunca tamir edilemeyen bir yara bırakabilir. Bu yüzden insanın sözlerine, davranışlarına ve hatta niyetlerine bile dikkat etmesi gerekir. Çünkü bazen bir gönlü inciten şey büyük hatalar değil, küçük ihmaller olur.
Gönül aynı zamanda insanın vicdanıdır. İnsan doğru ile yanlışı çoğu zaman gönlünün sesini dinleyerek ayırt eder. Gönül temiz kaldıkça vicdan da berrak kalır. Fakat insan gönlünü hırsla, kinle ve kibirle doldurursa vicdanının sesi de zayıflar. Bu yüzden gönlü korumak, aslında insanın insanlığını koruması demektir.
Eğer gönül bir insan olsaydı, şüphesiz en güvenilir insanlardan biri olurdu. Çünkü gönül kimseye zarar vermeyi düşünmez. O yalnızca iyilik yapmak ister. İnsanlara fayda sağlamak ister. Onları incitmemek ister. Böyle bir insanın yanında bulunan herkes kendini güvende hissederdi. Onun sözleri insanları teselli eder, davranışları insanlara örnek olurdu.
Tasavvuf yolunda en büyük hedeflerden biri de gönlü arındırmaktır. İnsan nefsinin kötü yönlerini törpüledikçe gönlü de berraklaşır. Kibir yerini tevazuya bırakır, öfke yerini sabra bırakır, kin yerini merhamete bırakır. İşte o zaman insan, gerçek anlamda gönül sahibi olmaya başlar.
Böyle bir gönül, artık yalnızca kendisi için yaşamaz. İnsanlara faydalı olmak ister. Bir insanın derdini dinlemek, bir yaraya merhem olmak, bir kalbi sevindirmek onun için büyük bir mutluluk olur. Çünkü gönül bilir ki dünyada geriye kalan en değerli şey, insanların gönlünde bırakılan güzel izlerdir.
Sonuç olarak insanın hayatındaki en kıymetli emanetlerden biri gönüldür. Onu kırmak da kolaydır, incitmek de. Fakat onu korumak ve güzelleştirmek emek ister. İnsan hem kendi gönlünü hem de başkalarının gönlünü korumayı öğrendiği zaman gerçek anlamda olgunlaşır.
Unutulmamalıdır ki dünyada birçok şey zamanla kaybolur. Mal gider, makam biter, şöhret unutulur. Fakat bir insanın gönlünde bıraktığınız iz uzun yıllar boyunca yaşamaya devam eder. Bu yüzden insanın en büyük dikkat göstermesi gereken şeylerden biri gönül meselesidir.
Çünkü bazen bir gönül kazanmak, dünyalar kazanmaktan daha değerlidir. Ve bazen bir gönül kırmak, farkında olmadan en büyük kayıplardan birine dönüşebilir. Bu nedenle insan, her sözünü ve her davranışını gönül terazisinde tartmayı öğrenmelidir.
Zira gönül, insanın en sessiz fakat en derin hakikatidir.
















