Aşk, bazen bir kelimenin ve bu âlemin içine sığmaz. Bir bakışta başlar, bir sessizlikte büyür. İnsan, kalbinin en derin köşesinde sakladığı o kırılgan ışığı bir başkasının gözlerinde görünce, hayatın bütün yükü o anda hafifler. Sevgi, büyük sözler istemez. Bir elin diğerine dokunuşunda, bir gülüşün içtenliğinde, bir hatır soruşun samimiyetinde gizlidir. İnsan, aslında en çok bu küçük ayrıntılarda tamamlanır. Aşk, insana kendini hatırlatır. Kendi eksikliklerini, kendi yaralarını, kendi umutlarını… Ve bütün bunları bir başkasının varlığıyla yeniden onarır. Çünkü aşk, yalnızca iki kalbin buluşması değil; aynı zamanda insanın kendine dönüş yolculuğudur.
Belki amatörce yazılmıştır bu satırlar, ama aşk zaten amatör bir duygudur: profesyonelliğe sığmaz, hesap kitap bilmez. Aşk, insanca bir yanılgıdır; ama en güzel yanılgımızdır. Aşk, insanın içindeki en saf çocukluğu uyandırır. Bir gülüşte yeniden doğar, bir dokunuşta bütün yaralarını unutur. Belki de bu yüzden aşk, insana en çok kendini hatırlatır: kırılganlığını, umutlarını, kaybolmuş cesaretini… Sevgi, bir yolculuktur. Yolda düşersin, kalkarsın, bazen kaybolursun. Ama her kayboluş, aslında yeniden buluşun kapısını aralar. Çünkü aşk, insana yalnızca birini değil, kendini de buldurur. Aşkın insanca tarafı, kusurlarıyla güzeldir. Bazen yanlış anlaşılır, bazen eksik kalır, bazen de fazla gelir. Ama bütün bu fazlalıklar ve eksiklikler, aşkı gerçek kılar. İnsan, kusurlarıyla sevilince, işte o zaman gerçekten tamamlanır. Aşk, bir öğretmendir. Bize sabrı, tevazuyu, affetmeyi ve yeniden başlamayı öğretir. İnsan, aşk sayesinde daha insanca olur; daha kırılgan ama aynı zamanda daha güçlüdür.
Mevlana’nın Anlatımıyla
Aşk, bir sema dönüşüdür. İnsan, kalbinin merkezinde dönerken hem kendini hem de sevgilisini bulur. Her dönüş, içteki yükleri hafifletir; her adım, hakikate biraz daha yaklaşır.
Aşk, bir Ney’in nefesidir. İçinde boşluk vardır, ama o boşlukla ses bulur. İnsan da aşkın boşluğunda kendi sesini duyar: hem hüzünlü hem umutlu, hem kırılgan hem güçlü.
Aşk, bir kandilin ışığıdır. Karanlıkta yol gösterir, ama ışığını paylaşınca çoğalır. İnsan, sevdiğinin gözlerinde bu ışığı görünce, kendi karanlığını da sevinçle kabul eder.
Aşk, bir yolculuktur: Kervan bazen çölde susar, bazen dağda yorulur, bazen de şehirde kaybolur. Ama her kayboluş, aslında yeniden buluşun kapısıdır. Çünkü aşk, insana yalnızca sevgiliyi değil, kendi özünü de hatırlatır. Ve aşk, Mevlânâ’nın dediği gibi bir sırdır: “Ne kadar anlatırsan anlat, aşk anlatılmaz; yaşanır.”
Aşk, bazen bir bahçedir. Toprağa düşen her duygu bir tohum olur; sabırla sulandığında filizlenir, özenle bakıldığında çiçek açar. İnsan, sevdiğinin yanında kendini bir ağacın gölgesinde bulur: hem korunur hem serinler. Aşk, bazen bir nehir gibidir. Kendi yatağını bulur, bazen taşar, bazen sakin akar. İnsan, bu akışta hem sürüklenir hem de yeniden doğar. Çünkü aşk, durmadan akan bir su gibi, hayatın bütün susuzluğunu giderir. Aşk, bazen bir gökyüzüdür. Bulutlarıyla hüzün taşır, güneşiyle umut verir, yıldızlarıyla hayal kurdurur. İnsan, sevdiğinin gözlerinde kendi ufkunu görür; sınırlarını aşar, daha geniş bir dünyaya açılır. Ve aşk, bazen bir yolculuktur. Yolda kaybolsan da, her adım seni yeniden bulmaya götürür. Çünkü aşk, insana yalnızca birini değil, kendini de buldurtur, vesselam.
















