Yaşantımız içerisinde çeşitli sorunlarla karşılaşıyoruz. Kimi zaman haksızlığa uğruyor, kiminden yana dert yanıyor, kiminden yana zarara uğruyoruz, bazen de kötü niyetli insanlarla imtihan oluyoruz. “Şeytan olmasa dünya cennet olurdu” diyoruz. Diyoruz ki, şeytan olmasaydı, insanların ihaneti olmazdı, zulme uğrayan bulunmazdı, yalan insanda barınmazdı, diyoruz. Sahi, öyle mi olurdu gerçekten? Ama Yaradan istese şeytanın varlığını yok ederdi; fakat Allah şeytanın varlığının olmasını istedi. Peki, neden? Asıl mesele belki de insandı. Şeytan ise sadece içindeki iyiliği ya da kötülüğü gösterir bize. Çünkü insan seçimlerini kendi belirler. İradenin içinde iki açılım vardır aslında; biri karanlığa açılır, diğeri aydınlıkla yol alır. Kur’an-ı Kerim şöyle der: “Her peygambere insan ve cin şeytanlarının düşman kılındığını, bu düşmanların aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözcükler fısıldadığını ve Allah dileseydi bunu yapmayacaklarını belirtir” (En’am Suresi 112. ayet) ve şunu da açıkça ifade eder ki: “Allah’ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: ‘Şüphesiz Allah size gerçek vaadde bulunmuştu; ben size bir söz verdim ama yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size davet etmekten ibaretti; siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz.’” (İbrahim Suresi 22. ayet) Yani şeytan, duyguların bir aynasıdır ve şeytan sana zorla bir şey yaptıramaz. Aldığın kararlar senin tercihindir. Yaptığın seçimler senin iradenin eseridir. Şeytan da insanlara yalan vaadlerde bulunup onları aldattığını itiraf edecektir. Fakat seçimlerinin mesuliyeti insana aittir.
Şeytan, kötülükleri yapman için sana fısıldayandır. Ama kararlarını alan insanın ta kendisidir. Kendi bilincinin yüzeye çıkma halidir. Psikolojide şunu söyler bize: “İnsan çoğu zaman zorlandığı için değil, yapmayı tercih ettiği için yanlış yapar.” Eğer şeytan gerçekte yok edilmiş olsaydı, kötülük de kalkar mıydı ortadan, ya da insanların bahanesi mi yok olurdu ardından? İşte asıl sorun burada yatar. Çünkü insan, kendi kararlarını verebilen ve aldığı kararları yaşamayı tercih eden bir varlıktır. Şeytanın varlığı sadece bir akistir, insanın bilincine dokunan. Asıl tercihleri yapansa insanın bizzat kendisidir. Yani yapılan yanlışlarda, bile isteye attığı yanlış adımlarda insanın iradesinin bir sonucudur. Aslında, insanın yaptığı her kötülükte ve yaşattığı her acı tecrübede kendi bilinciyle yüzleşendir, kendi içindeki iyiliği ya da kötülüğü dışarıya dökendir, yaptığı her adımın geri dönüşlerini az çok tahmin edendir. Yani şeytan yok edilmiş olsaydı da iyilik de kötülük de yaşardı insanın içinde; fakat insanın bahanesi olmazdı kendine, kendi iç sesine. Bir sebep sundu Yaradan bizlere, biz ölümlülere ve iyiliği ve kötülüğü yaşatan bilincimize. Biz insanlara, aldığımız kararlarda başka nedenlere bağlıyor olmamızın rahatlığını yaşıyoruz sadece. Çünkü insan, doğruları da bilen, yanlışlarının da bilincinde olabilendir. Fakat bunlardan hangisini tercih edeceği yine kendi iradesinde gizlidir.
İnsan varlığında hangisi olmak isterse, suretinde ona bürünür. Kimliğini kendi tercihleriyle biçimlendirendir. Doğruluğa veya yanlışlığa yönelmeyi fikriyle kabul edendir. Yanlışında istediğinde veya fark ettiğinde tövbesini de bilendir. Yaşamında ne olmak istiyorsa insan, o alanda kendini biçimlendirendir. Yani şeytan, insanlar için yalnızca bir bahanedir. Çaresizliğe ulaştığında sığındığı limandır. Nedeniyse, kötülüğü seçmesi kendi elinde olan insanın bir bahanesi olmuştur kendisine. Çare gördüğü bahaneye gizlenmedir, sinmedir ve vicdanın sesini dindirmedir. Kötülüğe savrulmayı tercih eden bizzat insanın kendisidir. İnsan iki çehresiyle bakar hayata. Bir yüzü karanlığa bakarken, diğer yüzü ışıkla aydınlanandır. Biri hakikati kucaklarken, diğeri siyahın gizeminde kaybolandır. Ve seçimler her gün yeniden yapılır ve insan her zaman hayatında yeni kararlar alır. Yaşattığı sonuçlara yine kendisi katlanır. İnsan, aldığı seçimlerden yana mesuldür. Yaptığı yanlışlardan ve kötülüklerden yana sorumludur. Bu bir gelişmedir, insanın hikâyesinde. Bir insan zorla iyi biri olamayacağı gibi, zorla da kötü olmalarını isteyemez; hiç kimse. Eğer kötülük yapma ihtimali olmasaydı insanın, iyiliğin nasıl bir anlamı olabilirdi ki! O zaman iyiliğin manası olmazdı. Şeytan, bize ve kimliğimize sinmiş olan iyiliğin ya da kötülüğün asıl rengiyle gelir; insan, bu kararların mesuliyetini taşımasını bilendir. Aslında şeytanın varlığı bir testtir bizlere. Tercihler her zaman insanın kendi elinde, saklı seçimlerinde, yol aldığı geçitlerde, dönemeçlerde gizlidir. Ve şeytan mutlak kötülük olamaz ki; ya kendi içindeki karanlığı gösterir sana, ya da içindeki aydınlık ve doğrulukta şeytan gider ardında. Ya içinde gizli olan karartının gölgesidir, ya da iyiliğin ışığında kaybolabilendir.
Allah, insanı kontrol edilebilen değil, kendi kararlarını alabilen bir varlık olarak yaratmıştır. İnsan, aldığı seçimlerde sorumluluğunu da taşımalıdır. Yaradan, irademize şunu sorar: seç ve kararını ver. Tercihinde hangi yöne evirileceğini kendin şekille. Yönünü kendi iradenle şekille. Doğrularını ya da yanlışlarını gör ve sonuçlarını kendin yaşayarak öğren ve belirle. Yaptığın seçimlerin sonuçlarını kendin yaşayarak, kendi iradenle biçimle.
Çıkarımlarının sonucunda nerede olmak istediğini kendin belirle. Kendi kararlarının sonuçlarını yaşayacak olan yine sensin. Seçimlerinde, seçimin iyiliğe mi savuracak seni, yoksa tercihin kötülükte mi gizli? Hangisini büyütmek istersen, içinde o büyür ve filizlenir fikirlerinde, bilincinde…
Peki şimdi karar ver: şimdi şeytan senin içinde mi, yoksa sadece dışarıdan seni sinsice gözlemleyen mi?




















