Kâinatın sağır kulaklarına feryat eyleyen ey mahzun kalem! Sen ki “insan insana emanettir” sözünün ağırlığı altında ezilirken, asıl emanetin sahibini arayan bir garipsin. Bugünün dünyasında bedenlerin diri, ruhların ölü olması bir tesadüf değil, bir tercihtir. Zira modern zamanın insanı, toprağa dönecek olan cesedine saraylar inşa ederken, ezelden gelen ruhunu nefsin karanlık dehlizlerinde aç bırakmıştır. Mürekkebin ruhlara sirayet etmemesi, kağıdın eksikliğinden değil; kalplerin mühürlenmiş, kulakların ise dünya uğultusuyla dolmuş olmasındandır.
İnsanın en büyük trajedisi, kendi elleriyle yonttuğu “benlik” putuna secde etmesidir. Put, sadece taştan ve ahşaptan ibaret değildir; kulun kendi hevesini, makamını ve kibrini kutsadığı her an, gönül Kâbe’sine yeni bir put dikilmiştir. Oysa aşk, bir yıkım faaliyetidir. O, sahte olan ne varsa yakıp kül eden ilahî bir ateştir.
“Put taşta değil, kulun kendine secde ettiği her benliktedir.”
Bu öyle bir cenderedir ki; insan insana yük olur, çünkü insan artık insana “Allah’ın bir emaneti” olarak değil, nefsinin bir tatmin aracı olarak bakar. Ruhun kutsiyeti, bedenin süsleri arasında kaybolduğunda, insanlık “öldü” sanılır. Oysa ölen insanlık değil, insanın içindeki hakikat aynasıdır. Aynası pas tutan, cemâli göremez.
Zamanın cellatları, yani mânâdan mahrum, sadece şekle râm olmuş yığınlar; senin susuşunu acizlik, çığlığını ise beyhude sanırlar. Onlar vaaz ederler ama iman etmezler; zira dilin söylediğini kalp tasdik etmedikçe, kelâm sadece havada asılı kalan bir gürültüdür. Lâkin bil ki; kulun mukadderatını bu gölge adamların hükmü değil, “Ahad” diyenlerin sarsılmaz imanı belirler.
Kızgın kumlar üzerinde yükselen o tek hecelik feryat—Ahad!—sadece bir kelime değil, bir şahsiyet inşasıdır. Bilâl’in göğsündeki taş, onun bedenini ezmiş olabilir; fakat ruhu, o taşın ağırlığıyla arşın katlarına yükselmiştir. Bugün seni “kader” diyerek gevşek bir kabullenişe itenler, aslında teslimiyetin bir “yanış” olduğunu unutanlardır. Gerçek teslimiyet, boynuna zincir vurulsa da gönlünde hürriyetin ateşini taşımaktır…

















