İnsanoğlu dünyaya gelirken başına geleceklerden habersizdir. Ailesinden tutun da yaşayacağı her şeye kadar bu geçerlidir. Bunlar dışında insanın çabayla gerçekleştireceği şeylerde vardır. İş sahibi olmak, iyi bir evlilik iyi bir anne olmak gibi… İşte burada bir burukluk çöküyor insanın yüreğine çünkü anne olmak annesiz biri için zor öğrenilen bir duygu bence, üstelik en ihtiyacın olduğunda olmaması ve bunu erken tatmış olman daha beter bir duygudur. Ben ipek Yazıcı hayatımda kendimin yapacağı şeyleri layıkıyla gerçekleştirmiş biriyim. İyi bir evliliğim iyi bir işim hatta iyi bir evim var, mutluluk derseniz işte bazen var bazen yok. Çünkü Anladım ki mutluluk insanın yaptığı en iyi oyundur. Bunu anlamak bende hem bir şeyleri değiştirdi hem de hayata daha sıradan bakmamı sağlamıştı. Çünkü insanlar hayata hep çok anlam yüklemişlerdi. Hatta bunlar için de belli özel günler konmuştu. Sevgililer günü, anneler günü vs. Bana göre bu günler olana saçma bir zaman kaybı olmayana ise acıydı. Böyle kutsal şeylerin bir güne sığdırılması bana saçma geliyordu. Ben de anneydim. Çocuğum daha bebek olsa da eşim bir şey yapmak istediğinde ona yarın yapalım der ve o güne özel bir şey yapmazdım. Benim için ekstra buruk geçerdi bugün “Anneler Günü “ değil de benim için “Buruk bir gündü” onun adı.
İşte yine o gün gelmişti. Her zaman ki kalktığım saatte uyandım. Pencere ve balkon kapısını açtım. Hava almak için balkona çıktım. Sanki bu sabah güneş, diğer günlerden daha parlak doğmuştu. Sokaktaki herkesin yüzünde zoraki bir neşe, ellerinde ise o meşhur “özel gün” paketleri vardı. Balkonumdan içeri girip telefonumu elime aldım. Sosyal medyama girdim. Fakat burada da kaçamamıştım. Sosyal medyada annesine duyduğu aşkı haykıranlarla dolup taşarken, ben evimin sessizliğinde bebeğimin nefes alışlarını dinliyordum. İçimdeki boşluk, sahip olduğum onca somut başarıya rağmen dolmuyordu. Çünkü bir yanım hep o küçük kız çocuğuydu; dizleri kanadığında ya da kalbi kırıldığında bakacağı bir çift göz, sığınacağı bir liman arayan o çocuk…
Bebeğim beşikte kıpırdandı. Yanına gidip onu kucağıma aldığımda, minik elleri saçlarıma dolandı. O an anladım; ben ona sadece annelik yapmıyordum, ben onda hiç sahip olamadığım o bağı yeniden inşa etmeye çalışıyordum. Annem yanımda olsaydı bana ne öğretirdi bilmiyorum ama yokluğu bana ”kıymet” denen o ağır dersi çok erken öğretmişti.
Pencereden dışarı baktım. Dünya bugün “Anneler Günü” kutluyordu, bense sadece takvimdeki bir yaprağın ağırlığını hissediyordum. Mutluluk bir oyundu evet, ama belki de en güzel oyun, eksik kalan yanlarımıza rağmen başkasının bütünlüğü olabilmekti. Bebeğimin boynuma gömülen başı, hayatın bana sunduğu en sessiz ama en derin teselliydi.
















