Yirmili olup düşmüşüm yollara…
Ben bu geçitte, onun olduğu kentten, sokağından, onun yaşadığı evin kapısından, onun nefes aldığı mekandan geliyorum. Bu hayatta üç türlü taşkınlık yapmışım ve bu taşkınlıklar insanı üç şey öldürür hasletinden geçiyor.
Sevilmeden sevmek, uyuyamazken yatmak, gelmeyeni beklemek…
Ben deli değilim ama zamanla kaybettiğim şey kalbim ve ruhum olabilir. Varsın olsun, ben de her zaman dirilmeye hazır olan her şey istediği zaman ölebilir.
Bazen bilmece gibi hayat, bazen şifreli kapı…
Sen çözmek için çaba gösterdikçe, sadece beynini yoran matematik işlemi. İnsan, şuramda bir şeyler var deyip de haykıramadığı her şeyin tutsağıdır. Saçımızdan tırnağımıza kadar hürriyetsizlik yatar da yatar. Bunları kabullenmek yavaş bir ölümün intihar seçeneğidir. Peki kabullenmemek neyin savaşı?
Hep şu şekilde yalvarırdım “Allah’ım dünyadaki cenneti bahşet bana” Madem yaşıyoruz, madem yaşamaya heves ediyoruz. Neden bu güzellikten mahrum kalalım ki? İnsanın en büyük sessizliği kendi içindedir. Kimse duymaz onca insanların içinde ve yetim kalabilirsin.
Ben bunu öğrendim. Eski bir duvar çatlağında kalan çocukluğumu, gecenin en tenha yerinde kalan kendimi… Bulduğum şey; yarım kalmış dualarımın boynuna asılı kalmış bir ömür oldu. Ama Allah insanın karşısına öyle mucizeler çıkarıyor ki, kaybettiğin her şeyi tek tek buluyorsun. Belki de döngü ve olması gereken bu. Yaşanacak ömür de, çekilecek çilenin kutsallığı gibi. Kafaya takan biri olarak, dünyanın sadece insana eziyet kısmını gösteren bir çilehane olduğunu, göstermek zorunda kaldığım azmimde anladım. Azmini gösterip, rızkına kavuşacaksın, sevdiklerine sahip çıkacaksın. Allah’a sığınıp devam edeceksin. Dert mi? En büyük dert bende var deyip de, benden on kat daha dertlilerle karşılaşınca anlıyorsun o derde sahip olduğunda şükretmeyi. Dünyada en son insan sen kalsan bile bu değişmez.
Şimdi kırklı yaşlara geldiğimde kalan ömrüm geçen ömrümden daha hayırlı mı acaba diye düşünüyorum? Çünkü gençken zamanın bitmediğini zannederek, bu devran bu şekilde devam edecek hissiyatı yaşıyorduk. Sabah kalkıp aynaya bakınca, yaşadıklarını gördüğün gibi, yaşın da farkına varıyorsun. Hiçbir şey geç değil, mesele uzun yaşayabilmekte değil. Mesele; kalbini ve ruhunu diri tutabilmek. İnsan korku ve ümit arasında yaşayabilmeli. Bu dünyanın hoyratlığından korkabilmeli, ama Allah’ın merhametine sığınarak da ümitvar olabilmeli. İnsanın en hayırlı zamanı doğru bildiği işlerin farkındalığını yaşamaktan geçiyor.
İçinde yaşadığım bir dergahta, sevdasına lâl olduğum bir deryayım.
Alacaklı olduğum geçmişim, yüzüme sürülen yarınlarım…
Sanki bugün öleceğim de yarınımı düşünen evlatlarım…
Sakının ha dünyadan, vakitli vakitsiz ağlarım…
Şimdi en acı gerçeklerle yüzleşme zamanı. Var git Ey insan. Heves ve sabrınla yoğrul.


















