Hayatımızın belli dönemlerinde önümüze bazı sınavlar çıkıyor. Kimisi okul sıralarında çözülüyor, kimisi ise insanın kendi içinde. Ama nedense biz çoğu zaman birkaç saatlik bir sınavı, bütün hayatımızın özeti hâline getiriyoruz.
Özellikle sınav dönemlerinde gençlerin omuzlarında görünmeyen büyük bir yük oluşuyor. Aile beklentileri, gelecek kaygısı, çevrenin baskısı, sosyal medya kıyaslamaları… Bir süre sonra öğrenciler sadece soru çözmekle değil, aynı zamanda tükenmemekle de mücadele ediyor. Ben bir öğretmen olarak şunu çok net görüyorum: Öğrencileri zorlayan şey her zaman dersler değil. Çoğu zaman onları en çok yoran şey, “Ya başaramazsam?” düşüncesi oluyor.
Oysa insan bazen şunu unutuyor: Bir sınav sonucu, bir insanın değerini belirlemez. Evet, çalışmak önemli. Evet, emek vermek gerekli. Ama hayatı tek bir güne, tek bir puana ya da tek bir sonuca sıkıştırmak insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlıklardan biri.
Sınav stresi çoğu zaman başarısızlık korkusundan değil, yalnız hissetmekten büyüyor. Çünkü birçok öğrenci, yorulduğunu söylemeye çekiniyor. Güçlü görünmeye çalışıyor. Herkesin iyi olduğunu düşündüğü yerde kendi kaygısıyla baş başa kalıyor. Ama bilinmeli ki kaygı hissetmek kötü bir şey değildir. İnsan önem verdiği şeyler için kaygılanır. Asıl mesele, o kaygının seni yönetmesine izin vermemektir.
Bazen öğrencilerime şunu söylüyorum: “Zihniniz yorulduğunda kendinize yüklenmeyi değil, nefes almayı deneyin.” Çünkü sürekli çalışan bir zihin bir süre sonra öğrenmeyi değil, sadece tükenmeyi başlıyor. Bu yüzden sınav dönemlerinde sadece ders programı yapmak yetmez; insanın kendine de iyi davranması gerekir.
Uyku düzeni küçümsenmemeli. Kısa yürüyüşler ihmal edilmemeli. Bir gün kötü geçti diye bütün emek çöpe atılmış gibi düşünülmemeli. En önemlisi de insan, kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırakmalı. Çünkü herkesin hayat temposu farklıdır. Kimi hızlı öğrenir, kimi tekrar ederek. Kimi erken toparlanır, kimi biraz daha zaman ister. Ama bu farklılık kimseyi eksik yapmaz.
Bugün sosyal medyada insanlar sadece başarılarını paylaşıyor. Kimse ağladığı geceyi, çözemediği denemeyi, yorulduğu anları göstermiyor. Sonra öğrenciler başkalarının “mükemmel” görünen hayatlarına bakıp kendilerini yetersiz hissediyor. Oysa başarı dediğimiz şey çoğu zaman sessizce verilen mücadelenin sonucudur.
Bir öğrencinin gece uykusundan feragat edip çalışması… Yapamadığı bir konunun başına tekrar dönmesi… Pes etmek istediği hâlde devam etmesi… Bunların hepsi aslında görünmeyen başarılardır.
Sınav dönemlerinde gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey bazen bir motivasyon konuşması değil; anlaşılmaktır. Çünkü insan anlaşılınca sakinleşiyor. Üzerindeki yük biraz olsun hafifliyor.
Şunu bilmek gerekiyor: Kötü geçen bir deneme, kötü bir gelecek demek değildir. Bir konu eksik olabilir. Bir net düşebilir. Bazen insan elinden geleni yaptığı hâlde istediği sonucu alamayabilir. Ama bunların hiçbiri insanın yetersiz olduğu anlamına gelmez.
Hayat uzun bir yol. Ve bu yolun içinde sadece akademik başarı yok. İyi bir insan olmak var. Ayağa kalkabilmek var. Vazgeçmeden devam edebilmek var. Belki de en büyük başarı budur.
Bu yüzden sınava hazırlanan herkese şunu söylemek istiyorum: Kendinize biraz daha nazik davranın. Bir yanlış yaptığınızda dünyanız yıkılmış gibi düşünmeyin. Dinlenmenin suç olmadığını bilin. Ve ne olursa olsun, bir sınavın sizin karakterinizi, kalbinizi ve insanlığınızı ölçemeyeceğini unutmayın. Çünkü siz, birkaç doğru ve birkaç yanlışın toplamından çok daha fazlasısınız.


















