Son yıllarda psikolojik bozukluklar oldukça arttı. Depresyon, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, panik atak ve bipolar bozukluk gibi tanılar hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde hızla artıyor. Çevremizde ya düzenli olarak bir psikologdan terapi alan kişiler ya da psikolojik bir rahatsızlık tanısı konmuş ve buna bağlı olarak düzenli antidepresan kullanan birileri mutlaka var. Belki biz de bu insanlardan biriyiz.
Günümüzde psikolojik sorunların ve antidepresan kullanımının artması birçok nedene bağlanabilir. Dijital çağda sürekli ulaşılabilir olmak zorunda hissetmenin üzerimizde oluşturduğu baskı, başkalarının hayatlarıyla sürekli iç içe olma durumu ve sosyal medyada herkesin en filtreli hâllerini ve en mutlu görünen yüzlerini gösterdiklerini bilmemize rağmen, istemeden de olsa kendi hayatlarımızla kıyaslama yapmamıza neden olması, takipçi ve beğeni sayısının önemli biri olduğumuz hissini vermesi, ancak bunun sevdiklerimizden yüz yüze alacağımız beğeni ve onayın yerini asla tutmaması ve gerçek bir doyum sağlamaması, psikolojik sorunlarımızın nedenlerinden bazılarına örnek olarak sayılabilir.
Hayatı o kadar yoğun yaşıyoruz ki bize empoze edilen her şeye yetişme gerekliliği yüzünden vakit asla yetmiyor. Bir an bile boş kalmamalı; ya çalışıyor olmalı, ya hobilerimizle uğraşmalı ya da sosyal faaliyetlere katılmalıyız. Hangi aktivite popülerse onu mutlaka deneyimlemeli ve bu arada da fotoğraflayıp sosyal medyada paylaşmayı ihmal etmemeliyiz. Biz fark etmesek de modern çağın dayatmaları psikolojimizi olumsuz etkiliyor. Hâlbuki insanın bazen bomboş durmaya, bazen sadece müzik dinlemeye, bazen de boş boş denize bakmaya ihtiyacı var.
Beslenme alışkanlıklarımız da psikolojimizi olumsuz etkiliyor. Paketli ve işlenmiş gıdalar, rafine şeker, doğal olmayan besinler ve fast food yeme alışkanlığı bağırsak sağlığımızı bozuyor. Yapılan araştırmalar, bağırsak ve beyin sağlığı arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Ayrıca eskiden mümkün mertebe yüz yüze bakılarak, sohbet edilerek bir arada yenilen sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri, bu hız çağında evden farklı zamanlarda çıkılıp farklı zamanlarda gelinmesi ya da ev yemeklerinin pek tercih edilmemesi gibi nedenlerle azaldı. Bu da birbirimizle kısa süreli de olsa sohbet etme ve hâl hatır sorma imkânını ortadan kaldırdı.
İnsan, yaratılış gereği gündüzleri çalışıp geceleri dinlenmek üzere programlanmış bir varlıktır. Geceleri de sanki gündüzmüş gibi şehir ışıklarıyla yaşamak, sürekli ekranların ışığına ve radyasyona maruz kalmak, uyku düzenimizi altüst etti. Özellikle de gençler, mümkün olduğunca geceleri oturup gündüzleri uyuma eğilimindeler. Uyku düzensizliği de psikolojik sorunları tetikleyen nedenlerden biridir.
Hızla şehirleşerek doğadan uzaklaşmamız, çocukların doğayla iç içe, sokakta oynayarak değil de tablet ve telefonla büyümeleri, büyükanneleriyle değil, bakıcılarla ve de erken yaşlarda tanıştıkları kreşlerde büyümeleri, kültürel değerlerin hızlı yaşam ve dijitalleşme ile önemini kaybetmesi, küreselleşen dünyada farklı kültürlerin etkisi altında kalarak çok kültürlü bir hâle gelmek, genetik faktörler, uzun çalışma saatleri ve maddi yetersizlikler gibi pek çok şey, Covid-19 pandemisinin yarattığı panik, ölümler ve yas süreci gibi faktörler insanların psikolojisini olumsuz etkilemiş; bilgi çağı da farkındalığın ve tanı koymanın kolaylaşmasına imkân sağlamıştır. Artık insanların psikoloğa ya da psikiyatriste gitmekten eskisi gibi çekinmiyor olması, psikolojik destek alımının ve antidepresan kullanımının artmasına yol açmıştır.
Peki, bu durumda neler yapılabilir? Sağlıklı beslenmeye, uyku düzenine ve aktif bir yaşama önem verilebilir. Sosyal medya ve dijital tüm araçların kullanımına sınır konulabilir. Aileler, arkadaşlar ve çevremizdeki tüm insanlarla daha çok yüz yüze iletişim kurulabilir. İnsanlarla daha çok bir araya gelinebilir. Başka insanlarla bir araya gelmek, asla sanal ortamda iletişim kurmakla aynı şey değildir; bu tür etkileşimler ruh sağlığına iyi gelir.
Bizim yapabileceklerimizin dışında çalışma şartlarının ve ücretlerin iyileştirilmesi gerekmektedir. Şehirleşirken yeşil alanlara ve bir arada sosyalleşmenin mümkün olduğu ortamlara da yer verilmelidir. Eğitimde akademik başarının yanı sıra duygusal zekânın ve yaşama becerilerinin de merkeze alındığı bir sistemin benimsenmesi önemlidir. Ayrıca psikolojik desteğin daha ulaşılabilir ve kaliteli hâle getirilmesi sağlanmalıdır.
















