Ülkemizde bitmek bilmeyen eğitim sorunları olduğunu düşünüyorum. Hayatımın neredeyse tamamı eğitimle iç içe geçti. Çünkü eğitimcilerin, henüz küçücükken başladıkları okul hayatları, meslekleri ile vedalaşana dek devam eder. Hâl böyle olunca hem kendi okul yıllarımda, hem de öğretmenlik mesleğine başladığım yıllardan bugüne geçen süreçte eğitim sistemindeki değişimlere şahitlik ettim. Öğrencilik yıllarımı bir kenara koyarsak, mesleğe başladığımdan bu yana bile onlarca bakan ve dolayısıyla birçok yeni müfredat gördüm. Yeni hazırlanan müfredatın uygulanışı henüz meyvelerini veremeden, henüz öğrenciler ve öğretmenler alışamadan yeni bir bakan ve yeni uygulamalarla karşılaşıldı. Uzun yıllardır sınava dayalı eğitim sistemimizde lise ve üniversite sınavlarının adı ve uygulanışı da defalarca değişti. Hem öğrenciler hem de öğretmenler bu değişimlerden olumsuz etkilendi.
Eğitim sistemimizin bu kadar çok sınav odaklı olması, ezbere ve hıza dayalı bir eğitim ortamını getirdi. Bu teste dayalı sınav sistemi, öğrencilerin düşünme, problem çözme, sorgulama yönlerinin gelişmesinin önünde bir engel oldu. Sınavlarda başarılı olarak iyi liselere ve iyi üniversitelere yerleşen öğrenciler alkışlandılar ama bir şeyler hep eksik kaldı. Başka bir problem de okullarda okutulan ders kitaplarının öğrencileri girecek oldukları sınavlara hazırlamakta yetersiz kalması. Eğer sadece ders kitaplarında ne varsa o okutulacak olsa lise ve üniversite sınavlarında başarılı olmak mümkün olamaz. Çünkü ders kitaplarında sınırlı bilgi ve tema sonlarında sınırlı sayıda soru bulunuyor. Sınavlarda ise çok daha kapsamlı bilgiye sahip olunması gereken sorular çıkıyor. Son yıllarda tüm derslerde anlamaya ve muhakeme etmeye yönelik sorular çıkması, öğrencilerin daha çok kitap okumalarının gerektiğinin bir kez daha farkına varılmasını sağlasa da ne yazık ki hayatı hızlı yaşamaya ve sürekli ekran kaydırmaya alışmış yeni nesil bu bol kelimeli paragraf sorularını okuyup anlamakta ve hatta sonuna kadar okuyacak sabrı göstermekte zorlanıyor. Geçen eğitim öğretim yılında yeni bir eğitim modeline başladık. Öğrencilerin yaparak, yaşayarak öğrenmesi hedeflenen bu yeni sisteme hem öğrenciler hem öğretmenler adapte olmakta biraz zorlandı. Bilgilerin öğrenciye sezdirerek, keşfetmelerini sağlayarak verilmeye çalışılan bu yeni sistem için çok fazla zamana ihtiyaç duyulması, zaten dikkat düzeyleri çok düşük olan küçük öğrencilere uygulanmasını zorlaştırıyor. Bir yandan da yapılacak olan test bazlı merkezi sınavlara da hazırlanılması gerekmesi hem öğrencinin hem de öğretmenin bocalamasına neden oluyor. Hem müfredata uygun ders işlemek hem de çoktan seçmeli yapılacak olan sınavlara hazırlanmak karışıklığa yol açıyor. Son iki yıldır uygulanan yeni eğitim modeline uygun sınavların yapılacağından yani sınavların çoktan seçmeli olmayacağından bahsediliyor. Her yıl milyonlarca öğrencinin katıldığı sınavlarda bu yeni sisteminin uygulanabilirliği tartışılır. Bekleyip göreceğiz.
Yaşanan son olaylara da biraz değinmek istiyorum. Son yıllarda öğretmenlerin eğitim ortamlarındaki söz hakkının azalması, değersizleştirilmesi, yetkilerinin olmaması, öğrencilerin ve velilerin tabiri caizse kral olması, her dediklerinin neredeyse emir telâkki edilmesi, öğretmenin her daim ulaşılabilir olması ve daha bir çok sebep eğitimcilere karşı hadsiz bir kitle ortaya çıkardı. İnternetle, sosyal medyayla, bilgisayar oyunlarıyla iç içe yetişen, hayatlarını odalarından çıkmadan sürdüren yeni nesil maalesef sevgi, saygı, empati gibi bazı değerlerden giderek uzaklaşmaya başladı. Bunun sonucu olarak da gerek öğrenciler gerekse veliler eğitimcilere şiddet uygulamaya başladı. Şiddet uygulayan bu kişilerin caydırıcı cezalar almıyor olması ise bazılarının daha cüretkâr davranmasına imkân tanıdı. Gelinen noktada aileden kopuk, kültürel ve manevi değerlerden uzak yetişen, internetin uyuşturduğu, yönlendirdiği çocuklar, gençler bir suç makinasına dönüşüp akıl almaz vahşetlere imza atmaya başladılar.
Yaşanan bu üzücü olayların bir an önce son bulması hepimizin dileği. Bu bağlamda eğitim sistemimizin ivedilikle daha uygulanabilir ve kalıcı çözümlere ihtiyacı var. Öğretmenlerin kaybettikleri itibarlarını geri kazandıkları, öğrencilerin internetten daha uzak ailelerine ve arkadaşlarına daha yakın oldukları; sevgi, saygı ve empatinin yer aldığı bir ortamı inşa etmek çok elzem diye düşünüyorum.


















