Bir gün büyüyeceksin kızım… Şimdi küçücük ellerin ellerimin içinde. Saçlarını okşarken, yüzüne bakarken zamanın bu kadar hızlı geçeceğini bilmiyorum. Sanki hep böyle kalacakmışsın gibi geliyor. Hep sesin evin içinde yankılanacak, hep odanın kapısını aralık bırakacak, hep geceleri üstünü örtmek için yanına geleceğim sanıyorum. Oysa zaman, annelere sormadan büyütüyor çocuklarını. Bir sabah uyanıyorum, biraz daha uzamışsın. Bir gün bakıyorum, artık kendi başına giyinebiliyorsun.
Sonra kendi kararlarını vermeye, kendi hayallerinden söz etmeye başlıyorsun. Ben ise her yeni hâlinde seni yeniden tanıyorum. Ama içimde bir yerde, senin ilk hâlin hiç değişmiyor. Seni ilk kucağıma aldığım o küçücük kız çocuğu hâlâ orada. Belki anneliğin en tuhaf tarafı da bu… Çocuğun büyüyor ama senin kalbindeki yaşı hiç değişmiyor. Sen kaç yaşına gelirsen gel, ben bazen gözlerine bakıp o ilk günkü bebeği göreceğim. Saçlarını tararken küçücük başını avuçlarımın arasına aldığım günleri hatırlayacağım. Uykunda yüzüne düşen saçlarını usulca kenara itişimi… Hastalandığında başında sabahlayışımı… Bir yerin acıdığında benim canım yanmış gibi oluşunu… Bunların hiçbiri geçmeyecek. Çünkü annelik, unutmayı bilmeyen bir kalbin adıdır biraz da.
Seninle birlikte ben de değiştim kızım. Sen doğmadan önce yalnızca kendim için korkardım. Sen doğduktan sonra dünyanın bütün kötülüklerinden korkmaya başladım. Sana bir şey olur diye… Kalbin kırılır diye… İyi niyetinin bir gün kötü insanlar tarafından kullanılmasından korktum. Hayatın seni incitmesinden, sevdiğin insanların seni yarı yolda bırakmasından, kendini değersiz hissettiğin bir güne uyanmandan korktum. Ama sonra öğrendim ki seni hayatın bütün acılarından koruyamam. Seni her düştüğünde tutamam. Her üzüldüğünde üzüntünü senden alamam. İşte anneliğin en zor tarafı da burada başlıyor. Çocuğunu korumak isterken, onun kendi kanatlarıyla uçmasına izin vermek… Sana hep güçlü ol demeyeceğim kızım. Çünkü güçlü olmak, hiç ağlamamak değildir. Ağlayabilirsin. Kırılabilirsin. Yorulabilirsin. Bazen “Ben artık yapamıyorum,” diyebilirsin. Bunların hiçbiri seni eksiltmez. Sadece insan olduğunu hatırlatır. Ama ne olursa olsun, kendini kaybetme. Birini sevmek uğruna kendinden vazgeçme. Birileri seni sevsin diye olduğundan başka biri olmaya çalışma. Kalbin güzel kalsın ama kalbinin kapısını herkese açma.
Ve ne zaman hayat seni kendinden uzaklaştırırsa, dönüp yine kendine gel. Çünkü ben seni dünyaya yalnızca büyütmek için getirmedim. Seni, kendi hayatının başrolü olabilmen için büyütmek istiyorum. Bir gün büyüyeceksin… Belki kendi evinin anahtarını elinde tutacaksın. Belki başka bir şehrin sokaklarında yürüyeceksin. Belki benim sesimi telefondan duyacaksın. Belki bir gün sen de bir çocuğun saçlarını okşayacaksın. İşte o gün, beni biraz daha anlayacaksın. Bir annenin neden çocuğunun üzerine titrediğini… Neden “Geç kaldın,” derken aslında “Sana bir şey oldu sandım,” demek istediğini… Neden “Kendine dikkat et,” cümlesinin içinde kocaman dualar sakladığını…
Ve belki bir gün, kendi çocuğun uyurken onun yüzüne bakıp benim seni izlediğim gibi onu izleyeceksin. O zaman anlayacaksın kızım… Bir anne çocuğunu büyütürken aslında kendi kalbinin en hassas yerini büyütüyormuş. Sen benim en güzel korkumsun. Çünkü seni kaybetmekten korkacak kadar çok seviyorum. Sen benim en güzel duamsın. Çünkü senin için istediğim hiçbir şey kendim için istediklerime benzemiyor. Ben senin çok zengin olmanı değil, gönlünün zengin olmasını istiyorum. Herkes tarafından sevilmeni değil, kendini sevebilmeyi öğrenmeni istiyorum. Hiç düşmemen değil, düştüğünde yeniden kalkabilecek cesareti bulmanı istiyorum. Hayatının kusursuz olmasını değil, bütün kusurlarıyla hayatını sevebilmeni istiyorum. Ve bir gün benden uzaklara gittiğinde… İçimde bir boşluk olacak, biliyorum. Evde sesin azalacak. Odanın kapısından geçerken belki bir an duracağım. Çocukluğundan kalan küçücük bir eşyaya rastlayıp gülümseyeceğim. Sonra belki gözlerim dolacak. Çünkü anneler çocuklarının büyümesine sevinirken, onların çocukluğuna da sessizce veda ediyor. Ben de edeceğim. Ama seni tutup bırakmayacağım. Çünkü seni sevmek, seni kendime mahkûm etmek değil. Seni sevmek; kendi gökyüzünü bulduğunda uçmana izin vermek. Git kızım. Kendi yollarını bul. Kendi hikâyeni yaz. Kendi hatalarını yap. Kendi mutluluğunu ara. Ama ne zaman yorulursan, ne zaman dünya sana ağır gelirse, ne zaman herkesin içinde kendini yalnız hissedersen, şunu hatırla: Dönebileceğin bir yer var.
Ben varım. Belki her zaman yanında yürüyemem. Belki her düştüğünde elinden tutamam. Ama kalbimin bir köşesinde, sana her zaman açık bir kapı olacak. Orada seni sorgulamadan karşılayan, başarısızlıklarını yüzüne vurmayan, hatalarını saymayan, yalnızca sana bakan bir anne bulacaksın. Çünkü ben seni hiçbir zaman başarıların için sevmedim. Güzelliğin için de değil. İyi olduğun günler için hiç değil. Sen sadece sen olduğun için sevildin kızım. Daha ilk nefesini aldığın anda… Daha bana “anne” diyemeden… Daha yürümeyi, konuşmayı, gülmeyi öğrenmeden… Ben seni sevdim. Belki de anneliğin en büyük mucizesi bu. Bir insanı daha onu tanımadan sevmek. Onun geleceğini bilmeden ona dua etmek. Henüz söylemediği sözleri özlemek. Henüz gitmediği yollar için endişelenmek. Ve henüz büyümeden, büyüyeceği günleri özlemek… Sen benim hayatıma geldiğinde, dünya değişmedi belki. Ama benim dünyam değişti. Artık güneş başka doğdu. Yağmur başka yağdı. Bir çocuğun gülüşü, hayatın en güzel sesi oldu. Ve ben öğrendim ki insanın kalbi, bir kez anne olduğunda kendisine ait olmaktan çıkıyor. Bir parçası hep çocuğunda kalıyor. Benim de bir parçam sende kaldı kızım. Sen nereye gidersen git, o parça seninle gelecek. Yıllar geçecek. Sen büyüyeceksin. Ben yaşlanacağım. Belki bir gün saçlarını tarayan ellerim eskisi kadar güçlü olmayacak. Ama sana baktığımda gözlerimdeki o ilk sevgi değişmeyecek. Ve eğer bir gün bana, “Anne, beni hâlâ küçük kızın olarak mı görüyorsun?” diye sorarsan… Sana sadece gülümseyip sarılacağım. Çünkü cevabını kelimelerle anlatmak mümkün değil. Sen benim büyüyen kızımsın.
Ama kalbimde hep, ellerime sığan küçücük kız çocuğum olarak kalacaksın. Ve ben hayatım boyunca senin için tek bir şey dileyeceğim: Yolun ne kadar uzun olursa olsun, kalbin kendine giden yolu hiç kaybetmesin. Çünkü sen benim en güzel hikâyemsin kızım. Ben seni doğururken yalnızca bir çocuk dünyaya getirmedim. Kendi kalbimin bir parçasını dünyaya emanet ettim.
Ve bil ki…
Bir anne için evlat büyütmek, dünyaya bir insan kazandırmaktan çok daha fazlasıdır. Bir ömür boyunca seveceği bir kalp yetiştirmektir. Ben de seni, ömrüm yettiğince seveceğim. Sen büyürken… Sen giderken… Sen kendi hayatını kurarken… Ve hatta bir gün benim yanımda olmadığım zamanlarda bile… Bir annenin duası, çocuğunun peşinden gidebilen en uzun yoldur. Benim duam da hep seninle olacak güzel kızım.
Nereye gidersen git… Ne kadar büyürsen büyü… Hayat seni ne kadar değiştirirse değiştirsin… Bir annenin kalbinde sana ayrılmış o küçücük yer, ömür boyu hiç büyümeyecek. 🌸

















