Kilo verme sürecine başlayan birçok kişinin yaptığı ilk değişikliklerden biri karbonhidratları beslenmesinden çıkarmak oluyor. Ekmek, pilav, makarna, patates ve hatta meyve bile çoğu zaman “kilo aldıran besinler” olarak görülüyor. Oysa kilo vermek için karbonhidratları tamamen hayatımızdan çıkarmak zorunda değiliz. Önemli olan karbonhidrat tüketip tüketmemekten çok, onları ne kadar, hangi kaynaklardan ve nasıl bir beslenme düzeninin içinde tükettiğimizdir.
Karbonhidratlar vücudumuzun temel enerji kaynaklarından biridir. Özellikle günlük yaşamın yanı sıra fiziksel aktivite sırasında ihtiyaç duyduğumuz enerjinin karşılanmasında önemli rol oynarlar. Bu nedenle karbonhidratı tamamen kesmek, herkes için gerekli veya sürdürülebilir bir yaklaşım değildir. Kısa vadede tartıda hızlı bir düşüş görülse bile bunun tamamının yağ kaybı olduğunu düşünmek doğru olmaz. Karbonhidrat alımının ciddi şekilde azalmasıyla vücuttaki su miktarında da değişiklik meydana gelebilir ve bu durum tartıda hızlı bir düşüş şeklinde görülebilir. Karbonhidrat tüketimini belirgin şekilde azalttığımızda tartıda kısa sürede görülen düşüş de çoğu zaman yanlış yorumlanabiliyor. Bunun önemli nedenlerinden biri, vücudun karbonhidratları glikojen şeklinde depolaması ve glikojenin beraberinde su tutmasıdır. Karbonhidrat alımı azaldığında bu depoların azalmasıyla birlikte vücuttaki su miktarında da değişiklik meydana gelebilir. Bu nedenle ilk günlerde tartıda hızlı bir düşüş görmek, verilen kilonun tamamının yağdan oluştuğu anlamına gelmez. Gerçek yağ kaybını değerlendirmek için yalnızca birkaç günlük tartı değişimine değil, daha uzun dönemdeki değişime ve kişinin genel beslenme düzenine bakmak gerekir. Bu ayrımı bilmek, kilo verme sürecinde tartıdaki her değişimi doğrudan yağ kaybı veya yağlanma olarak yorumlamamızı da engeller. Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta, karbonhidratın kendisini suçlamak yerine kaynağına ve porsiyonuna bakmaktır. Tam tahıllı ekmek, bulgur, yulaf, kuru baklagiller, sebze ve meyveler gibi besinler karbonhidrat içerirken aynı zamanda lif, vitamin ve mineral açısından da beslenmeye katkı sağlar. Buna karşılık yüksek miktarda şeker içeren, lif açısından yetersiz ve kolayca fazla tüketilebilen ürünlerin günlük beslenmedeki yeri farklı değerlendirilmelidir.
Kilo verme sürecinde bir öğünün yalnızca karbonhidrattan oluşması yerine farklı besin gruplarının bir arada bulunması tokluk açısından daha avantajlı olabilir. Örneğin bir öğünde bulgur veya ekmek gibi bir karbonhidrat kaynağının yanında protein içeren bir besin, sebze ve uygun miktarda yağ bulunması hem öğünün besin değerini artırır hem de kişinin daha dengeli bir şekilde beslenmesine yardımcı olur. Yani mesele “karbonhidrat yedim, diyetim bozuldu” düşüncesinden çıkıp öğünün bütününe bakabilmektir.
Bir diğer önemli konu ise porsiyon kontrolüdür. Sağlıklı kabul edilen bir besin de gereğinden fazla tüketildiğinde günlük enerji alımını artırabilir. Bu nedenle kilo verme sürecinde ekmeği, pilavı veya makarnayı tamamen yasaklamak yerine kişinin enerji ihtiyacına, günlük hareketliliğine ve genel beslenme düzenine uygun miktarı belirlemek daha anlamlıdır.
Ayrıca sürdürülebilirlik de göz ardı edilmemelidir. Bir beslenme programı kişinin günlük hayatına uyum sağlayamıyorsa uzun süre devam ettirmek zorlaşabilir. Karbonhidrat içeren besinlerin tamamen yasaklandığı bir düzen, kişinin sosyal yaşamında veya günlük öğünlerinde zorlanmasına ve zamanla eski alışkanlıklarına dönmesine neden olabilir. Sağlıklı beslenmenin amacı yalnızca kısa sürede tartıdaki rakamı değiştirmek değil, kişinin uzun vadede sürdürebileceği bir düzen oluşturabilmektir.
Sonuç olarak karbonhidratı kesmeden de kilo vermek mümkündür. Kilo yönetiminde tek bir besin grubunu suçlamak yerine toplam beslenme düzenine, porsiyonlara, besinlerin kalitesine, fiziksel aktiviteye ve sürdürülebilirliğe birlikte bakmak gerekir. Ekmek, pilav veya makarna tek başına kilo aldıran besinler değildir. Önemli olan bu besinlerin kişinin ihtiyaçlarına uygun miktarda ve dengeli bir beslenme düzeni içerisinde yer almasıdır.

















