Merhabalar sevdiğim.
Sana söylemek istediklerimi yüzüne karşı söyleyemeyeceğim için bu mektupla sana itiraf ediyorum. Yüz yüze konuşmaya cesaret edemediğim, fakat sana anlatmak için sabırsızlandığım hem aşk hem de nefret içeren cümlelerim var… Belki çok anlamlı veya anlamsız kelimelerden oluşan sözcükler dizimi benim algımın ürünleri. Belki gerçek aşkı bulmak için yerlere, göklere, ağaçlara, kuşlara sığamıyorum. İşte benim aşka bakış açım böyle değişik bir formda.
Aşkı bulmak için bunalıma girdiğim günleri düşünüyorum da büyük depremler gibi bedenimde, zihnimde büyük büyük hasarlar meydana getirmiştim. Ayrılmak için de aynı duyguların stresini yaşıyorum.
Günlerdir seninle konuşmak için kendime telkinler veriyorum. İşimi gücümü bıraktım, sürekli seni artık sevmediğimi ve bunu sana nasıl söyleyeceğimi düşünüyorum. Sevmekten vazgeçmek de bir aşkmış. Yoğun duygusal çalkantılar yaşadığımızda acı, öfke, kin ve nefretle başlayan aşkın timsah gözyaşları vardır ya… işte öyle.
Bu mektubu okuduğun zaman acı çekeceğinden dolayı asla tereddüt etmiyorum. Eğer bitmiş bir ilişki için acı çekmiyorsan “beni hiç sevmemişsin” diye inan ben acı çekerim. Bir şey başladığında veya bittiğinde de acı çekmeli insan. Sonuna kadar her şeyi yaşayıp gönlünü soğutmalı. Çünkü insan yavaş yavaş soğur birbirinden, öyle bir anda olmaz hiçbir şey.
Her zaman yapılması zor işleri mecburen yapmak insanı bunaltır ve bedenine, ruhuna derinlemesine nüfuz etmiş kişiler sizde bir vicdan azabı bırakarak size kendilerinden bir hatıra bırakmak ister. Çok uzun süren bir birliktelikten sonra sana “seni sevmiyorum” demek zor. İnsanın söylemek zorunda olduğu ve onu sürekli olarak “söyle, söyle” diye sıkıştıran şeyleri söyleyip bir an önce rahatlaması gerek…
“Seni sevmiyorum, oh be çok rahatladım.” İlişkimiz çoktan tükenmiş, bitmişti ve ben senden “bitti bu iş” demeni çok bekledim. Bende sana karşı zayıflık mı desem, onca senenin hatırı mı desem, yoksa kendini masum kimsesiz bir zavallı gibi göstererek bu ilişkiyi devam ettirme çabalarından bıkmış olabilir miyim?
Herkes her şeyi bilir ama susar. Mektup yazıyorum çünkü gözlerine baktığımda geri adım atmaktan çok korkuyorum. Tek istediğim her zaman uzakta bir yakınımın olduğunun sıcaklığı. Tam olarak duygularımı bu zihinsel hengâmede tartamıyorum. Belki seni çok seviyor da olabilirim. Sen de beni.
İki insanın birbirini seviyor olmasının da bir önemi yok artık. Acı çeksek de sevgimiz korunmaya değer. Çünkü bir sürü yaşanmışlıklar, anılar, bakışlar, hissedişlerin toplamı birbirimizde mevcut.
Günlerdir ayrılmak isteyen ve bunu sana nasıl söyleyeceğini hesap eden ben, şimdi bu satırlardan sonra büyük bir üzüntü içindeyim. Her şey farklı olabilirdi. İkimiz de bir konuda birbirimizden tam emin olamadık. Mecburiyetten, bir kere aşk yaşamış olmaktan dolayı yıllarca birlikte bedel ödüyor gibiydi bizim aşkımız… Ne tam ne de yarım…
Aşkım, bu mektubu okuduğun zaman bıkmadan usanmadan yazı yazmaya devam etmelisin. Yazarak iyileşmenin yolu her zaman bir kâğıt bir kalemle gelen itiraflarda saklıdır. Biliyorum, birbirimize bir şey söylemeye hakkımız kalmadı artık.
Bizim aramızda her zaman bir duvar örülüydü. Bu beni sıkmış, bunaltmış olabilir. Ben biraz doğuştan korkak biriyim ve benim yanımda beni yüreklendirecek bir kadının bana eşlik etmesine ihtiyacım var ki bana başarı kapısını aralayan ataklığa adım atayım.
Aşkım, bu mektupta görülüyor ki kalemini ne sert ne yumuşak bir üslup içinde kullanmışsın. İnan ki bende bu durum bir heyecan yarattı. Bir kadın bir erkeğin korkaklığına gizlice vurgu yapar ve ona atak biri gibi davranması için cesaret aşılarsa onda bir şey meydana gelir. Güç kuvvet zayıflıktan doğar. Düştüğün an nasıl kalkacağını düşünürsün, hesap edersin…
Hem senin ağzından hem de benim kalemimden çıkan iki ayrı mektup yazdım. Benim adıma yazdığım belirsiz anlamsız kelimelerle doldu taştı. İtiraf edeyim ki biraz fazla sert, acımasızca ve küstahçaydı. Ama senin cümlelerin gururumu okşayıcı, beni yüreklendiren, yaşama motive edici tarzdaydı. Giderken bu kelimelerle bende sana karşı bir merak uyandırdın. Bu cümleleri nasıl yazmıştın?
Senin bende, benim sende iz bıraktığımız anlaşılıyor ki bu durum bizde karşılıklı kalıcı bir insanlığa evrilmiş. Gözlerimi açtığımda cesaretinle bana bu yaşamda belli bir süre nezaret edişini takdire şayan buluyorum. Gizli duvarlarımızı birlikte yıkma isteğimiz birleşmiş ve bu nedenle öfkeyle kapıları çarpıyor, birbirimizle sayısını bilmediğimiz kavgalara en büyük oyuncu gibi biz imza atıyoruz.
İnsani ölçüler içinde bir ilişkiyi bitirmek büyük bir başarı olsa gerek. İnsanların özlerinden bir kurtarıcının uyarmasıyla yeniden doğmaya zorlanması gerek. Bu bir kadın olur veya bir erkek ya da peygamber vb. Yaşamın kayıtsız düzensizliği, aldatıcılığı seni korkutmasın. İnsanın özüne dönmesi için aşk içinde çaba sarf etmesi önerilir.
Seni sevmediğimi itiraf ettiğim dakikada sana karşı bir heyecan duymaya yöneldim. Bedenim bedeninden kopmuş, ayrılmış; sana dair fiziksel bir arzu yok. Sadece güven, sadakat ve bir dostun sıcaklığı kalmış.
Zihnim her yöne dönen ve döndükçe yeni konuları deşen, düşünen ve en sonunda kendini belli eden bir yargıya ulaşıyor gizlice. O gizli âlemde dönen dolaplar bu dünyanın ne aşkına benzer ne de yargısına. Orada tam adalet bir bir tecelli eder.
Benim kalbimde senin yerinin olmadığını anlaman için sana daha ne söylemem gerekli bilmiyorum. Benden bunun için büyük işaretler bekleme. Küçük ama seni, beni, onu yaralayan işaretleri takip etmeni öneririm.
Zannetme ki aranmadığım zamanlar, fark edilmediğim günler, nasılsın diye sorulmadığım vakitler beni yavaş yavaş terk edişini hissetmedim. Kalbinden düştüğümü anladığım o dakikalarda senin benden gidişini kabule geçtim sadece.
Belirsizliğin olduğu yerde kalmak inan ki kendime olan saygımı azalttı. Belki beni daha fazla kırman için bir anda gitmeyişimle sana cesaret vermiş olabilirim. Aşkım bil ki gitmek kolay değildir. En az istenmediğin yerde kalmak gibi zordur.
Senin hikâyenin kahramanı olmaktan yorulmuştum zaten. Bana bu mektubu yazman iyi oldu. Seninle yaşadığım onca sene için sana teşekkür ediyorum. Ne güzel günlerdi el ele tutuşumuz, Çamlıca Tepesi’ni buğulu gözlerle geleceğe dair umutla seyredişimiz.
Buğulu gözler bu sefer de ayrılığın resmini bu mektupla çiziyor. Aşkla ayrılmak için illa ölmek mi gerek?
Yaşarken aşkla yaşamak dururken elimi bırakman sana hiç yakışmadı bilesin. Böyle ayrılık olmaz. Nefesin nefesime tokuşurken birlikte aşkla ayrılmalıydık. Yer ve gök aşkın tarifini gökten yağmur gibi indirmeliydi ve buğulu gözlerle aşk tek bir bedende vücut bulmalıydı.
Anladım sevdiğim, o eski aşklar virane olmuş, kaybolmuş, yok olmuş. Sen bende, ben sende bir varlık içinde ruhumuzun esirliğinden kurtulmuşuz. Olsun sevdiğim, sen iyi ol, mutlu ol, hep var ol. Ben seni hep sevgiyle anacağım.
Nefretle ayrılmak içimde çok derin bir yara bırakırdı. İyi ki bu anlamlı ve derin cümleleri işittim. Yoksa vicdan azabıyla kıvrım kıvrım kıvrılırdım.
Ne önemi var diyeceksin ayrılırken güzel, olumlu ve ince kelimeleri sarf etmenin. Olur mu öyle? diyeceğim sana. Ayrılırken de aşkla ayrılmak, senin adına anlamlı cümleler kurmak kadar önemlidir.
Görüyorsun ya yazdıkça yazasım geliyor. Öyle hemen bir çırpıda, benim için önemli olan bir şeyin yasını birkaç günde olsa tutmadan anında bitirmek ne kötü…
Elveda kavgalarımıza, birbirimize öfke dolu bakışlara, yaşanmış veya yaşanması mümkün ama yaşayamadığımız anılarımıza elveda. Sen sen ol, ben de ben…
Hiç yaşanmamış gibi onca sene… Ne garip, eski sevdiğim oluverdin birden. Kalbimden kalbine yok bir nefretim ne de bir kinim.
İşte ben öyle bir noktada “son aşkım” diye aşkımıza bir virgül koydum. Artık seninle kapandı aşk sayfam bir ömür boyu. Yine de büyük söylemiş olmamak için nokta değil, virgül koydum cümlemin sonuna.
“Elveda aşkım…
Severek ayrılalım, tüm cümleler aşka, sevgiye dair kurulsun…”
Sana her baktığımda gözlerimden sana akan derinden gelen hislerimin tercümanı umarım olmuşumdur. Her aşk bir gün bitmeye mahkûmdur. Keşke en güzel yerinde bitmeseydi. Yapacağımız işler, birlikte gideceğimiz yerler, göz göze oturacağımız gizli köşeler vardı.
Ama olsun, sonuna kadar bir duyguyu tüketip müflis olmak da vardı bu aşkın sonunda. Aşkın en yalın, en sade, en köhne, virane olmuş yanında virajları dönmekte zorlanan bir aşk bizimkisi…
Çaresizlik içinde sana olan aşkımın tarifini ararken içimin senden geçtiğini fark ettim. Fakat sana karşı saygısızlık etmemek için özen gösterirken sana dair duygu selime dokunan bir kıvılcım, bir nüve aradım ve senin mektubun şimdi elimde. Çok rahatladım…
“Beni önemsiyor galiba.”
“Beni seviyor galiba.”
“Bana âşık galiba.”
“Beni sevmiyor.”
“Benden nefret ediyor galiba.”
Yıllar içinde nasıl ulaştık bilmiyorum. Bunu kimse bilemez de zaten. Aşkımızı her şeye rağmen sevgi, özlem ve hasretle anacağım… Bu bir ayrılık mektubu değil, aşkımın sende bitip bir başka varlıkta sürmesinin mührüdür.
Elveda…
















