Kanat çırpmak isterken sonsuzluğa
Sulara sıkışmıştım düşerek
Gecenin soluk aldırmayan felaketinde
Vadettiğini yaparken Sirius
Anlaşmışken tüm gezegenler felekte
Son gününde Atlantis’in…
Bakarken şatafatlı kulemden arza
Görmüştüm yakından güneşin gözlerini
Yürüyüşünü izlemiştim mamutların
Bangır bangır
Donmadan güneşin elleri,
Gömülmeden asırlık buzulların mezarına
Son gününde Atlantis’in…
Yer değiştirmeden suyla toprak,
Çölle orman
Çekmiştim kürekleri son maviliğe
Efsane olmadan Mu kıtası
Konukseverlik göstermeden yeni
Cennetler
Son gününde Atlantis’in…
Atlantis, bugün dahi esrarı çözülemeyen kadim meselelerden biridir. Bu kayıp kıtanın, aniden nasıl sulara gömüldüğü gizemi, araştırmacıların zihnini kurcalayan temel unsurlardan biridir. Araştırmalara ve bulgulara göre, zamanının çok ilerisinde bir görünümde olan kayıp kıta Atlantis, ansızın gelen bir felaketler silsilesinin kurbanı olmuş görünmektedir. Çeşitli simülasyonlar ve değerlendirmeler ışığında bu kıtanın; meteor çarpması, dünyanın manyetik alanının değişmesi, şiddetli depremler veya büyük bir tsunami ihtimalleri dahilinde sulara gömüldüğü düşünülmektedir. Bir diğer taraftan, bu gizemli kıtanın sembolünün ‘’Güneş’’ olduğu, James Churchward’ın bu konu eksenindeki kitaplarında sıkça anlatılmaktadır. Bu açıdan, bu kıtanın, kendi sembolü üzerinden bir yıkıma uğramış olma ihtimali de göz önünde bulundurulmaktadır. Güneş’in aniden sönmesi ve art arda gelen diğer felaketlerle birlikte hareket etmiş olması, kafaları kurcalayan bir diğer ihtimaldir.
Denizcilik, astronomi, din, felsefe, kültür ve bilim sahalarında muazzam bir gelişkinliğe eriştiği düşünülen Atlantis’in, etkisi bugünlere değin varan ve tüm dünyaya yayılan bir miras bıraktığı düşünülmektedir. Atlantis yok olurken, çeşitli vasıtalarla bu kıtadan kaçabilenlerin, dünyanın bazı özel merkezlerine yayıldığı düşünülmektedir. Bu merkezlerin başında da Hindistan, Mısır, Peru ve Meksika gelmektedir. Bu ülkelerde yapılan arkeolojik araştırmalarda gözlemlenen Güneş ve piramit sembollerinin, Atlantis’ten kalma ortak bir kültürün yayılımı olduğu analiz edilmektedir. Öte yandan; geometrik, dinsel ve felsefi açıdan da bu medeniyete dair izler gözlemlenmektedir.
Atlantis’in suya gömülmesiyle birlikte birçok kadim hayvan ve bitki türünün de efsanelere karıştığı ifade edilmektedir. Bu türlerin başında ise mamutlar gelmektedir. Yaygın bir görüş olmasa da bazı araştırmacılar tarafından mamutlar, sırlarla dolu Atlantis’in sembollerinden biri olarak addedilmektedir.
Atlantis’in; tüm kültürel, felsefi, bilimsel, askeri, siyasal, dini, astronomik ve ezoterik sırlarıyla toprağa gömüldüğü kabul edilmektedir. Son birkaç yüzyıldır, bazı devletlerin yaptığı titiz arkeolojik çalışmalarla, bu kayıp kıtanın bazı kalıntılarına rastlanıldığı düşünülmektedir. İnsanlığın geçmişine dair devasa bir hazine niteliğinde olan bu kıtanın kalıntılarının, esas olarak sürekli gelişim çabasında olan dünyamıza evrensel bir bakış açısı kazandıracağı muhakkaktır.

















