Geçenlerde internette gezinirken yaşamımızı yanan dört ocağa benzeten bir metafora rastladım. Belki pek çoğunuzun da karşısına çıkmıştır. Şahsen beni üzerinde düşündürdü, hatta biraz da üzdü. Kendime sordum: Acaba ben hangisini harlarken hangisini ihmal ediyorum?
Dört ocak; aile, iş, arkadaşlıklar ve sağlık olarak nitelendirilmişti. Varsayıma göre özellikle işini öncelikli gören, kariyer basamaklarını tırmanan insanlar en çok ailelerini ikinci plana atıyor, kimi zaman da sağlıklarından oluyorlardı. Öte yandan, sevdiklerine dolu dolu zaman ayıranların iş hayatında başarı elde etmeleri biraz daha zor oluyordu.
Bilemiyorum, sahiden böyle mi? Yahut böyle mi olmalı? Başarılı olurken illa bir şeylerden vazgeçmeli miyiz? Yok mu bunun bir yolu? Ocakları mükemmel bir şekilde alevlendirmek yerine ateşi dengede tutamaz mıyız? Hem bu sayede hepsinin üzerindeki yemekler, inceden inceye, dibini tutturmadan ısınmaz mı?
İşin açığı, pek çoğumuzun böylesini istediğini düşünüyorum. Hangimiz hangisini kolayca feda edebilir ki?
Belki de mesele, dört ocağın dördünü de aynı anda harlı harlı yakmak değildir. Belki birinin ateşini diğerinden biraz daha fazla açabilir, bir başkasını kısabiliriz. Önemli olan, hangi ocağın ne kadar yanacağına bizim karar vermemiz değil midir? Çünkü bir ocağın ateşini kısmak, onu söndürmek anlamına gelmez. Bazen yalnızca başka bir ocağın biraz daha fazla ısınmasına ihtiyaç vardır.
Hayatın her alanında aynı anda mükemmel olmak zorunda mıyız? Her şeye eşit zaman ayırmak, her konuda aynı başarıyı göstermek mümkün müdür? Belki de denge dediğimiz şey, bütün ocakların ateşini eşitlemek değil, hangi yemeğin daha fazla pişmeye ihtiyacı olduğunu fark edebilmektir.
Üstelik mutfağın sahibi biz değil miyiz? Öyleyse ateşi ne zaman yükselteceğimize, ne zaman kısacağımıza da biraz olsun biz karar verebilmeliyiz. Elbette hayat bazen kendi ateşini kendi yakar; hiç beklemediğimiz bir gelişme bütün düzenimizi değiştirebilir. Yine de şartlar ne olursa olsun, yeniden ocağın başına geçip şefin biz olduğumuzu kendimize hatırlatmamız gerekir.
Belki de dört ocağın dördünü birden harlamak zorunda değiliz. Yeter ki hangisinin ateşini neden kıstığımızı bilelim. Birini harlarken diğerlerini söndürmeyelim; hepsinin başında duran biz değil miyiz, ne dersiniz?
Mesele dört ocağın dördünü de aynı anda harlamak değil, hayatın mutfağında kendi ateşimizin ayarını öğrenmek olabilir.



















