Edebiyat

Gülüşlerim Armağandır Sana

0

Çokça gülüşlerimi feda ettim. Gülüşüne destanlar yazılan ben. Hüzün perdesini çektim…

Oysa gülümsemekti benim görevim. Tüm küskünlere ümit niteliğinde, hayattaki varlığın anlam bütünlüğüyle.

Sevmeli insan derdim. Kuşlarla konuşmalı, kelebeğin güzelliğinde kaybolmalı, ağaçların esintisini dinlerken bulmalı huzuru, güneşi kalbinde doğurmalı, gökyüzünün mavisiyle yoğrulmalı, denizin dalgasında yontulmalı…

Arabanın camını silen çocuğun elini ısıtmalı, mendil satan ninenin gözüne gülücük kondurmalı, parkta düşen meleğe kanat olmalı, market kuyruğundaki dedenin poşetine konmalı…

Her yüreğe dokunmalı, tüm kalplerde umutla coşmalı… Sevmeli insan derdim… Hayatın içinde sevgiyle yoğrulmalı…

Sevdanın bir de kara yüzü varmış… Tüm gülüşleri küstüren… Onu da sen öğrettin. Ben bilmezdim önceden…

Öğrenmeden önce görmeyi tercih etmezmişim. Söyleyenler olurdu elbette. Öylesine senle doluydu ki kulaklarım, duyularımın algılayamadığı onca lakırdı olarak kalırdı. Algılarım şimdi açıldı. Lakırdı dediği gerçekler, Silikleşen sesinin yerini alıyor. Duymayı istemediğim bir yankı. Kulaklarım da çıldırtan bir uğultuyla var oluyor.

Sokaklarda hüzün melodileri dolaşıyor artık. Hep var mıydı? Duymayı reddettiğim. Yoksa yenimi türedi? Her yerde hüzün seli…

Kuşlar pencereme konmuyor, kelebekler renklerini yitirmiş, gökyüzü hep yağmurlu, gönül vaktim hep gece de takılı, yitip giden gülüşlerimin ardından…

Düşen meleklerden önce ben ağlıyorum artık. Kanatlarım kırık…

Seninle de gülüşlerimin ortasında tanışmıştık. Vuruldum gülüşünde ki gül yüze derdin hep. Bense senin sisli gözlerinde kaybolmuştum. Ortamda ki mistik havanın hâkimiyeti de esaretin altına girmemi kolaylaştırdı birden. İnsan kendindeki eksiği mi ararmış bilmem… Senin gülüşlerin eksikti, benim hüzünlerim. Birbirimizi tamamlamamız gerekirken, yer değiştiriverdik fark etmeden. Gülüşlerim armağanımdır sana ya hüznünü de alıp gitseydin benden… İğreti duruyor benim üzerime… O kadar emanet ki aynada ki yüz… O kadar yabancıyım kendime…

Gülüşlerimi solduran yârim. Yaramın içinde kan olup, tüm bedenimde dolaşan, içime zehri salan yârim… Yine de kopamadığım, gönlümün zakkum çiçeği…

Bu gece sen değildin yanımda ki. Sesinle sarıldım. Bana anlattığın hikâyeleri düşleyerek sabahladım. Bu gece sen değildin yanımda ki. Kelimelerinde esaretim. Her birinde duygu selim.

Gecenin siyahında kayboldum… Işığı göremeyen gözlerimle kahroldum. Tüm karanlığa rağmen, hâlâ ışık ol, gel diye bekleyişim yine de neden?

Umudum da sen de takılı kalmış. Benden giderken. Yeniden hayata döner miyim? Bilmem… Çokça gülüşlerimi feda ettim istemeden…

Sayfaları siyah bir defter aldım kendime. Beyaz kalemimden kelimeler diziliyor üstüne sen diye. Siyah benim, beyaz sen. Gelsen de beni süslesen… Okusam sana defterimde ki gönül satırlarımı.

“Nihayete ermeyenler sokağında bugün.
Bütün kelimeler yoksun.
Kelimeler…
Seçilenler, seçilmeden dökülenler.
Kelimeler…
Dudakların arasında kilitlenen yutkunuşlar.
Kelimeler…
Kalbinden doğup, boğazında gömülüşler.
Kelimeler…
Bir sese dönüşemeden ölenler.
Kelimeler…
Tek başına ne kadar da yetersizler…“

Avunmayı bilen gönlüme, bir tıkırtı da yeter. Bir tıkırtı, bin kıpırtı eder. Varlığını hissettir. Bir gülüş, bir bakış, kalbime ince bir süzülüş. Uzakta olsan kabul eder.

Gecenin yarısı… İlmek ilmek içime işlenmiş sevdan ve ben… Gecenin yarısı… Sokak lambasının dibinde, kaldırıma çöküşüm öylece, sığamadığımdan hiçbir yere. Göğsüme bastırdığım defterimle. Gönlümün zakkum kokularında… Çokça gülüşlerimi feda ettim senin uğruna… Gülümsetecek nedenler lazım. Ara ki bulasın…

Şimdi, özür dilesem kendimden… Kıvrılır mı dudaklarım? Gözlerimi küçülten hayatta yeniden. Denemeye gücüm var mı ki? Denesem…

Ya o zaman sende gelirsen!…

Merve Yurtsever

Meşhur Mutluluk Hormonları

Önceki makale

Dünyamız Yoksa Düz mü?

Sonraki makale

Yazarın Diğer Yazıları

Yorum

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla Edebiyat