İnsanları kırmamak uğruna kendimizden ne kadar vazgeçiyoruz?
Bazen insan, kimseyi kaybetmemek uğruna kendini kaybettiğini en son fark eder. Herkese yetişmeye çalışırken kendi hayatından eksildiğini, başkalarını kırmamak için kendini kaç kez susturduğunu çoğu zaman göremez.
Hiç düşündünüz mü, neden birine “hayır” demek bu kadar zor?
Yorgunuzdur, zamanımız yoktur, hatta içimizden gelmiyordur. Ama karşımızdakinin ne düşüneceğini, bize kırılıp kırılmayacağını hesaplar ve istemediğimiz bir şeye yine de evet deriz.
Peki, bir başkasını kırmamak için kendimizi kırmayı ne zaman normal kabul etmeye başladık?
Bence asıl mesele hayır diyememek değil, hayır dediğimizde kendimizi suçlu hissetmek. Sanki birinin beklentisini karşılayamadığımızda kötü bir insan oluyormuşuz gibi…
İş hayatında bir sorun çıktığında çözüm beklenen kişi oluruz. Bir iş yetişmediğinde sorumluluk alır, eksikleri kapatır, bir şekilde hallederiz. İlişkilerimizde de benzer davranırız. Anlamaya çalışır, alttan alır, çoğu zaman kendi ihtiyaçlarımızı erteleriz.
Çünkü yapabiliyoruz. Peki, yapabiliyor olmamız her şeyi yapmak zorunda olduğumuz anlamına mı geliyor?
Bir insanı anlamak, onun her davranışını kabul etmek değildir. Sorumluluk sahibi olmak da herkesin yükünü taşımak demek değildir.
Zamanla çevremiz bizim hep yetişeceğimize alışır. Biz de bu beklentiyi kendi sorumluluğumuz gibi görmeye başlarız. Oysa herkesin işini kolaylaştırırken kendi hayatımızı zorlaştırdığımızı fark etmek için bazen durmamız gerekir.
Peki, hayır dersek ne olur?
Belki biri kırılır, belki bizi eskisi kadar anlayışlı bulmaz. Ama belki de korktuğumuz kadar büyük bir şey yaşanmaz. İnsanlar kendi yollarına devam ederken biz de kendimize ayıracak bir zaman buluruz.
Bazen henüz yaşanmamış bir kırgınlığın korkusuyla, yaşadığımız yorgunluğu görmezden geliyoruz.
Bana göre olgunluk, her şeyi üstlenmek değil; neyi, ne zaman ve hangi koşullarda üstlenebileceğini bilmektir. Özellikle iş hayatında sınır koymak, sorumluluktan kaçmak değil, öncelikleri netleştirmektir. “Bunu yapabilirim ama mevcut işlerimden hangisini ertelememi istersiniz?” demek bile hem çözüm üretir hem de sınırlarımızı görünür kılar.
Çünkü her sorunu tek başımıza çözmek zorunda değiliz.
Herkese Yetişen Adam
Bir kasabada herkesin yardımına koşan bir adam yaşarmış. Birinin işi aksasa onu çağırır, birinin sorunu olsa çözüm beklerlermiş. Adam da kimseyi geri çevirmezmiş.
Bir gün yaşlı bir usta, adamın kendi işi yarım kalmışken yine başkasının işini yaptığını görmüş ve sormuş:
“Sen herkesin işini hallediyorsun. Peki, senin işlerini kim hallediyor?”
Adam cevap verememiş. Çünkü ilk kez, başkalarına yetişirken kendi hayatını ne kadar ertelediğini düşünmüş.
Ertesi gün bir komşusu yine yardım istemiş. Adam alışkanlıkla “Tabii,” diyecek olmuş, sonra durmuş.
“Bugün kendi işimi bitirmem gerekiyor. Yarın yardımcı olabilirim,” demiş.
Komşusu şaşırmış ama başını sallayıp gitmiş. Dünya yıkılmamış, kimse ondan vazgeçmemiş. Adam yalnızca kendi işini bitirmiş ve uzun zamandır ilk kez akşamını kendisine ayırmış.
O gün bir şeyi anlamış: İnsanların kendisine güvenmesi güzelmiş ama bu güven, kendisini sürekli ihmal etmesini gerektirmiyormuş.
Adam kimseye sırtını dönmemiş. Sadece kendi hayatına da dönmüş.
Belki bizim de ihtiyacımız olan tam olarak bu. İnsanlardan uzaklaşmak değil, kendi hayatımızda kendimize de yer açmak.
Çünkü bir başkasının hayatında vazgeçilmez olmaya çalışırken kendi hayatımızda kendimize yabancılaşabiliriz.
Şimdi kendimize dürüstçe soralım: Gerçekten istediğimiz için mi herkese evet diyoruz, yoksa hayır dersek artık eskisi kadar sevilmeyeceğimizden mi korkuyoruz?
Belki de yıllardır korumaya çalıştığımız şey, ilişkilerimizden çok o ilişkilerin içinde bize biçilen roldür: Hep anlayan, hep alttan alan, hep halleden kişi olmak.
Peki, bir gün bu rolü bıraksak geriye kim kalır? Bizi olduğumuz kişi için sevenler mi, yoksa bizden beklediklerini alamayınca uzaklaşanlar mı?
Bu sorunun cevabı kolay olmayabilir. Ama bazen değişim, tam da kendimize sormaya cesaret edemediğimiz soruyla başlar.
Herkese yetişmek için kendinizden vazgeçmeyin. Bugün bir başkasının beklentisine cevap vermeden önce kendinize sorun: “Ben ne istiyorum, neye ihtiyacım var?”
Her zaman herkesi memnun edemeyebilirsiniz. Ama en azından kendi hayatınızda kendinizi sürekli yarı yolda bırakmak zorunda değilsiniz.
Belki de bugün birine söyleyeceğiniz ilk hayır, kendinize vereceğiniz en önemli evettir.
















