Felsefe’ de birçok kesimi birbirine karşıt yapan iki kavram bulunmaktadır. İdealizm ve Realizm.
İlk önce insanı insan yapan aklın yönü olduğu varsayılan İdealizm ile başlayalım. İdealizm, kelime manası olarak bilgide düşüncenin temel olduğunu öne süren, düşünceyi temel alan ve varlığı, insan düşüncesinin oluşturduğunu, kurduğunu kabul eden öğretilerin ortak adı olarak ifade edilmektedir. Yalnızca kelime manası olarak bakmadan kavramsal olarak şunu ifade etmek daha yerinde olacaktır; İdealistler, düşünceyi varlık aleminde temel yön gösterici ve yolun belirlenmesinde insanın sığınması gerektiğini savunduklarını ifade ederler. Tarihte idealizm fikrinin öncüsü olarak bildiğimiz EFLATUN(PLATON) adındaki Yunanlı filozof, idea ile başlanılan fikir akımında düşüncelerin ideadan çıkıp hayata yansıtılmasını bizlere aktarmıştır. Hatta Platon- Devlet adındaki yazmış olduğu ideal devlet nasıl olmalıdır? Nasıl bir yönetim sergilenmelidir? Ve bu sorulara benzer düşünce süzgeciyle meydana getirilmiş idealizm kavramına en canlı örneklerden biri olarak bizlere sunulmuştur.
Peki, idealizm bizlere ne kattı?
Neler katmalı?
İdealizm denince nasıl bir idea’ nın eşiğinde bulunmak gereklidir?
İdealizm bizlerde bıraktığı ve bizlere katmak istediği en büyük etki düşünmenin bir gereklilik olduğunu düşününce de mantıklı olan eylemin gerçekleşmesini sunarak bizlere yapılacak eylemlerin mantık eşiğinde düşüncenin beşiğinden sallanıp meydana getirilmesidir.
Nasıl bir idea denilince fikirsel olarak insana ve topluma fayda sağlayan, insanın huzur ve mutluluk duyabileceği davranışların ve fikirlerin var olmasıdır.
Felsefe denilince akla ilk olarak idealizm manasıyla düşünme gelmektedir. Ünlü Fransız Filozof, Matematikçi Descartes, “Düşünüyorum, o halde varım” derken düşüncenin insanın var olduğuna bir kanıt olarak bizlere açıklamıştır.
İdealizm, insanın yaşamı boyunca düşünce ve bir idea da bulunması gerektiğini bize sunmaktadır. Bizlere fikirsel olarak bir oluşun içinde yer almadıkça asla var olmayacağımızı bizlere belirtmektedir.
Düşünme insanı insan yapmaktadır.
İslam dininin kitabı Kuran-ı Kerim’de dahi Yüce Allah kullarına birden fazla defa “Hiç akletmez misiniz?” “Hiç düşünmez misiniz?” “Umulur ki düşünesiniz?” gibi idealizm yani düşünme üzerine birçok ifadede bulunmuştur.
İdealizm, Felsefenin dışında psikolojinin de temel taşıdır. İnsan hayatını etkileyen en büyük faktör psikolojidir. Psikolojinin durumu da düşünce yapısıyla meydana gelmektedir. İnsan, yaşadığı durumları düşünce yapısında daima diri tutup özellikle olumsuz durumları hafızasında canlandırması psikolojik olarak insanın çöküntü yaşamasına, depresyona girmesine sebep olmaktadır.
Düşünülmelidir.
Ancak insan sağlığını olumsuz etkileyecek durumlar hafızada fazla yer edinilmesine müsaade edilmemelidir.
Diğer bir kavramımızsa Realizmdir.
Realizm kelime manası olarak zihinde var olanların dışında zihinden ve zihindekilerdeki idelerden bağımsız olarak dış dünyada kendi başına var olan bir mevcudiyetin kabul edilmesidir. Kelimelerin manalarını çok detaylı bir şekilde araştırmadan herkesin ulaşabileceği Wikipedia üzerinden yazımıza ekledim.
Realizm, mana olarak “Gerçekçilik” yani idealizm ’in dışında düşüncenin varlığını kabul etmesine rağmen hayal dünyası ve idealara aldanmadan gerçek ve dış dünyanın varlığını savunulduğu bir akım veyahut bir kelimedir. Günümüzde realizm akımı, toplumlarda o kadar ciddi manada boy göstermiştir ki yaşanan hiçbir durumda duygu ve idea yer almamaktadır. Yalnızca menfi ve dış dünyaya ayak uyduran durumların canlılığı ileri seviyede fark edilmiştir.
Ticaretten, akrabalık bağlarından, arkadaşlıklara kadar bütün sosyal ilişkilerin temelinde günümüzde duygu veyahut idea yani düşünce yer almadan yalnızca bodoslama toplum nasıl ilerliyorsa bende öyle ilerlerim fikri yer almaktadır. Yunan mitolojisi ve felsefesinde de realizm için “Taklit” olarak ifade edilmiş olması bahsettiğimiz örnekleme üzerine bir kanıt olmuştur. Bu toplumlardaki manevi havayı azalttığı gibi insanın idealizmdeki psikoloji mantığını da etkilemektedir. Realizm, sosyolojiyi idealizm psikolojiyi etkiler. Ancak realizm hem psikoloji hem sosyolojiye büyük etkiler meydana getirdiği gözler önüne serilmiştir. Psikoloji kötüleşince sosyal ilişkilerde de problemler meydana gelmektedir. Alkol alan bir adam fikirsel olarak kendisini iyi hissettiğini sanarak alkol almaya devam eder, bundan sonra alkollüyken başka biriyle yaşadığı tartışmada iradesinin yerinde olmamasından kaynaklı karşısındakine zarar vermiş olması psikoloji ve sosyolojinin birbiriyle etkileşim içinde olduğu aşikardır.
Realizm akımının dünyada en büyük öncülerinden HONORE DE BALZAC, JOHN STEİNBECK ve LEV TOLSTOY günümüzde geçmişin izlerini farklı şekillerde bizlere yansıtmışlardır. Özellikle JOHN STEİNBECK, “Gazap Üzümleri” eseriyle 1929 yılındaki Amerika’nın ekonomik çöküşü üzerine Kara Perşembe diye tabir ettiğimiz ekonomik krizi büyük bir gerçekçilikle bizlere sunmuştur. O dönemde insanların yaşadığı zorlukları, kıtlığı, emeklerin karşılıksız kalışını satırlar arasına bütün gerçekçiliği ile yansıtmış olması Realizm akımının en büyük örneklerinden biri olarak yerini edinmiştir.
Bizler İdealizm ve Realizm için şunlara dikkat etmemiz gereklidir;
- İdeal bir hayat nasıl olmalıdır? Kimler örnek alınıp yaşanmalıdır?
- Realist olmak yanlışları herkes yapıyor diye yapmak değildir.
- İdeal ve Real bir ömrü fikirleri gerçeklik ve mantıkla uyuşur şekilde yerine getirmemiz gereklidir.
- Yalnızca dürüst bir düşünce ardından realist yani doğru bir gerçekliği getirir. Buna çok dikkat etmeliyiz.
Vesselam…


















