Her şehrin kendine ait bir ruhu vardır. Bazı şehirler vardır ki içinde birçok medeniyetin ruhunu barındırır. Bu ruhu da toplumların üzerinde yaşamış olduğu kültürlerden alırlar. Bunu silmek veya ortadan kaldırmak; medeniyetlerin o topraklarda bırakmış olduğu eserlerin ortadan kaldırılması ve o topraklar üzerinde yaşamış olan insan topluluklarının mezarlıklarının da tahrip edilmesi ile mümkündür, demek yanlış bir tespit olmasa gerek.
Yaşadığımız 21. yüzyıla baktığımızda, işgal devletlerine baktığımızda işgalcilerin en başta oradaki tarihi mekânlara, milletlerin bırakmış olduğu tarihi eserlerine ve mezarlıklarına yönelik yok etme işlerine ilk önce giriştiklerine tanık olduk. Örnek verirsek, ABD’nin Irak’ta yapmış oldukları ve Yahudilerin Filistin topraklarında işgal süreçlerinde yapmış olduklarına baktığımızda görmek mümkündür.
Bu ayki yazımda, benim hayatımda çok önemli bir yere sahip olan medeniyetler ve kültür şehri Diyarbakır’dan bahsetmek istedim. 2005 tarihinde ilk tayin olarak Diyarbakır iline atanmam ile başladı. Diyarbakır’ı kitaplardan okumak, memleketi anlamaya yetmiyor/yetmeyeceğini Diyarbakır’a gidip yerleştikten sonra anladım. 2005 tarihinden, asrın felaketi 6 Şubat 2023 olarak ifade edilen depremin gerçekleştiği tarihe kadar 18 yıl görev yaptım.
Memleketin ruhunu Diyarbakır’ın sokaklarında tarihi doya doya yaşayarak hissettim. Kuruluş tarihi belli olmayan, belki de insanlık tarihi ile başlayan Diyarbakır’da dünyada gelmiş geçmiş medeniyetlerin izini bulmak ve onu yaşamak mümkündür. Her ne kadar ara ara işgallere uğramış olsa da ruhundan bir şey kaybetmediğini görerek ve yaşayarak anlıyor insan. Dünya tarihinde büyük bir öneme sahip, günümüzde arkeolojik araştırmalarda önemli bulgulara varılan, dünya ve bölge tarihinde kaldırım taşı görevi gören, dünyada en önemli nehirlerden biri olan Dicle Nehri’ni içinde bulunduran, dünyada surlarla çevrili tek kent olarak ifade edilen, dinler açısından önemli bir yere sahip olan mukaddes bir kenttir.
Diyarbakır’ın bir ilçesi olan Sur’a gitseniz bile tarihi kokusunu ve geçmişin izlerini almak yeterli olacaktır diyebilirim. Dünyada tek surla kaplanmış bir kent olan eski Diyarbakır, şu an Sur ilçesindedir. Neler yok ki? Beşinci Harem-i Şerif olarak bilinen Ulu Cami, beş kutsal camiden bir tanesi; hemen arkasında Cumhuriyet tarihinde ve Türkçülüğün öncü isimlerinden Ziya Gökalp Müze Evi, Yaş Otuz Beş şiirimizin şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı Müze Evi, komşusu Ahmed Arif Müze Evi, Ali Paşa Camii, Aynalı Minare Camii, Behram Paşa Camii, Fatih Paşa (Kurşunlu) Camii, Melik Ahmet Paşa Camii, Safa Parlı Camii, Nasuh Paşa Camii, Hz. Ömer Camii, Nebi Camii, Şeyh Mutahhar Camii, Diyarbakır’ın fethi sırasında Hz. Halit bin Velid’in oğlu Hz. Süleyman ve 27 askerinin şehit edildiği ve kabirlerinin bir arada bulunduğu Hz. Süleyman Camii, İslam dünyasında birçok âlimin yetiştirildiği medreseler. Hristiyanlık dininde önemli yeri olan ibadethaneler; Meryem Ana, Saint George, Mar Petyun, Ermeni Protestan, Ermeni Katolik, Surp Giragos kiliseleri; tarihi izler bırakan Gazi, Erdebil, Kuşdili köşkleri, Deliler (Kervansaray), Hasan Paşa, Sülüklü hanları, Dört Ayaklı Minare, İç Kale, On Gözlü Köprü, Cemil Paşa Konağı ve Kadılar Hamamı gibi tarihi yerler ve ismini unuttuğumuz nice tarihsel mekânlar ve yerler.
Dünya tarihinde çok önemli nehirler vardır. Bunlar tarihe, kültürlere, yaşamlara yön verirler.
Kimlere ilham olmadı ki?
Kimler bu topraklarda yaşamadı ki?
Roma İmparatorluğu, Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları, Hamdaniler, Büveyhoğulları, Mervanoğulları, Büyük Selçuklu ve Şam Selçukluları, İnaloğulları, Nisanoğulları, Hasankeyf Artukluları, Mısır ve Şam Eyyubileri, Anadolu Selçukluları, Mardin Artukluları, Akkoyunlular, Osmanlılar; tarihte ismi unutulmuş, kayıtlarda bulunmayan, bilmediğimiz nice medeniyetler.
Nil Nehri ve Dicle Nehri… Mısır için Nil Nehri neyse, Diyarbakır için de Dicle Nehri odur. Birçok şarkıya ilham olan Dicle Nehri, Diyarbakır sınırları içinde ve Diyarbakır’ın merkezinden geçer. UNESCO Dünya Kültür Mirası’na giren Hevsel Bahçeleri, birçok kuş türünü ve canlı ile bitki çeşidini kendi bünyesinde yaşatır.
Diyarbakır Surları UNESCO Dünya Kültür Mirası’nda yer alır. İç Kale ve Dış Kale olmak üzere iki bölümden oluşur. 3-5 metre kalınlığa ve 11-12 metre yüksekliğe sahiptir. 5.500 metre uzunluğundaki Diyarbakır Surları, 82 burçtan oluşur.
Ergani ilçesi ve Eğil ilçesine de değinmeden yazımı sonlandırırsak eksik kalır.
Tarihi M.Ö. 9000’li yıllara dayandığı ifade edilen Ergani ilçemiz, ilk yerleşim yeri olarak Çayönü (Hilar) kalıntılarına ev sahipliği yaptığı yapılan kazılardan öğrenilmiş; ayrıca Kur’an-ı Kerim’de adı geçen Zülkifl Peygamber’in makamına ev sahipliği yapan Makam Dağı da bulunmaktadır.
Hz. Zülkifl ve Hz. Elyesa Peygamberlerin eskiden Dicle Nehri kıyısında bulunan kabirleri, baraj suları altında kalma tehlikesi nedeniyle 1995 yılında Eğil ilçemizde Nebi Harun Tepesi’ne taşınmıştır.
• Diyarbakır hem dinî, hem kültürel, hem de tarihî mekânlara sahiptir. (Kur’an-ı Kerim’de adı geçenler: Hz. Zülkifl ve Hz. Elyesa. Diğer peygamber ve nebiler: Hz. Nebi Harun-ı Âsafi, Hz. Nebi Hallâk, Hz. Nebi Harut, Hz. Enüş, Hz. Nebi Zünnun, Hz. Nebi Ömer İbni Pirican ve Hz. Nebi Hürmüz. Ayrıca 500’e yakın sahabe, âlim ve salihlerin kabirlerinin olduğu ifade edilir. Mekke ve Medine’den sonra en fazla sahabe kabri bulunduran il diyebiliriz.)
Dünya kültür medeniyetinin küçültülmüş prototipi olarak da ifade edebilirim. Ölmeden görülmesi gereken yerlerin başında, 4. sırada Diyarbakır ilini ifade etmek isterim.
Bir sonraki yazımızda buluşmak dileğiyle…
















