Gece sessizdi. Pencerenin önünde duran genç, karanlığın içine bakıyordu. Aslında baktığı şey dışarısı değildi; içerisiydi. “Ben kimim?” diye fısıldadı. Bu soru odanın duvarlarına çarpıp geri dönmedi, tavandan sarkmadı, yere düşüp kırılmadı. Aksine… sanki görünmeyen bir kapıyı araladı.
Bir anda kendini uzun bir koridorda buldu. Koridorun sağında ve solunda sayısız kapı vardı. Her kapının üzerinde silik yazılar duruyordu. İlk kapıya yaklaştı. Üzerinde “Çocukluğun” yazıyordu. Kapıyı açtı. İçeride küçük bir çocuk koşuyordu; dizleri yara içindeydi ama gülüyordu. Yağmurda ıslanmış, çamura bulanmış, ama dünyayı fethetmiş gibi mutluydu. Genç, çocuğa bakarken kalbinin hafiflediğini hissetti. “Bu benim…” dedi ve kapıyı kapattı.
Koridorda yürümeye devam etti. İkinci kapının üzerinde “Korkuların” yazıyordu. Elini uzatırken terledi ama yine de açtı. İçerisi karanlıktı; sesler vardı. Başarısızlık ihtimali, yalnız kalma korkusu, anlaşılmama hissi… Göğsü sıkıştı, geri çekilmek istedi. Ama bir şey fark etti: Bu korkular onu durdurduğu kadar büyütmüştü de. Kapıyı kapattı.
Üçüncü kapıda “Hayallerin” yazıyordu. Açtığında gözleri kamaştı. Uzak şehirler, yeni başlangıçlar, başarı anları, sevdikleriyle paylaştığı kahkahalar… Henüz yaşanmamış ama çok gerçek görünen bir hayat akıyordu içeride. Genç derin bir nefes aldı.
Koridorun ilerisinde aynalı bir kapı vardı. Üzerinde hiçbir yazı yoktu. Yaklaştı ve aynaya baktı. Ama gördüğü yüz sabit değildi: Bir an çocuktu, bir an korkmuştu, bir an güçlüydü, bir an kaybolmuştu, bir an umut doluydu. Sonra aynadaki kişi gülümsedi ve şöyle dedi: “Ben, senin verdiğin her kararla yeniden doğanım.”
Genç o anda anladı. Kim olduğu; geçmişindeki anılar, içindeki duygular ve geleceğe doğru attığı adımların birleşimiydi. Sabit bir cevap değildi; yazılmaya devam eden bir hikâyeydi.
Koridor yavaşça silindi, oda geri geldi. Gece hâlâ sessizdi. Ama artık soru aynı değildi: “Ben kimim?” yerine, “Yarın kim olacağım?” diye fısıldadı.
















