Bir döngünün içinde sıkışmış gibiydiler. Gizemli bir evin içinde yaşamak çok da kolay değildi. Evin en gizemli yeri salondu. Duvarın bir tarafında uzunlamasına, hangi dil olduğu bilinmeyen bir alfabenin harfleri yazılıydı. Duvar deriyle kaplanmıştı. Duvar her zaman soğuk olurdu. Evin sahipleri belli aralıklarla serçe ve baş parmağıyla yukarıdan aşağıya parmaklarını sürterlerdi. Bu sembol ve harfler parlar ve görev tamamlanırdı.
Duvar neden hep soğuk olurdu ve bu duvarın arkasında ne vardı? Nesilden nesile aktarılan bu gizemli ev büyük müstakil bir evdi, büyük bir bahçesi vardı ve aslında çok da güzel bir deniz manzarasına sahipti. Böyle bir evde yaşamak herkesi mutlu ederdi. Fakat evin öyle bir gizemi vardı ki, soğuk duvarlar buna engel oluyor gibiydi. Bu ev hem miras hem de lanetti. Nesiller boyu bütün aile bu evde yaşamak zorundaydı ve miras, bu geleneği devam ettirmekti. Diğer miras ise her kim bu evi başkasına verir veya kendisi bu evde yaşamayı inkâr ederse lanetleneceği yönündeydi. Bu dönemin seçilen şanslı aile üyeleri Elvin ve Sercan olmuştu. Teyzeleri ile birlikte bu koca evde yaşayan küçük bir aileydiler. Sercan, bu evin soğuk duvarlarının ve bu saçma adetin kendilerini mecbur kıldığı şeylerden dolayı bıkmıştı.
Duvardaki sembollere parmaklarını sürtmek ve her seferinde bu sembollerin parlaması sıradışı ve korkutucuydu. Bütün soyunun deli olduğunu düşünen Sercan, her şeyi geride bırakıp gitmek istiyordu. Günlerden bir gün Elvin, serçe ve baş parmağını duvara sürttüğünde normal olmayan bir şeyler fark etti.
Bu duvar bir geçit kapısıydı. Parmaklarıyla yaptığı, sadece kendi soyundan gelenlerin yapabileceği bir mühürdü. Tüm bunlar kendi nesline verilen bir sorumluluktu. Parmaklarıyla duvara dokunduğunda aslında kapıyı mühürlemiş ve duvarın arkasındaki şeyi uzak tutmuşlardı. Duvar bir kapıydı, onlarsa kapının koruyucusuydu. Sercan’ın inancı zayıfladığı için içte oluşan çatlak habisi güçlendirmişti. Elvin parmaklarını sembole değdirdiğinde semboller parlamadı, bir daha yaptı, yine olmadı. Bir sorun vardı; parlamayan semboller birden sallanmaya ve soğuk duvar çatlamaya başladı. Ne olduğunu anlamayan abi kardeş geriye çekildi. Duvar yıkıldı ve arkasından buz gibi bir havayla farklı bir boyut kapısı açıldı. Duvarlarda insanlar asılıydı ve her yer beyazdı. Yıkık duvarın arkasından bakmak bile insanın kanını donduruyor, saf korkuyu hissetmesine sebep oluyordu. İçeriden simsiyah bir habis çıktığında ise nefes almak bile zorlaşmıştı. Habis direkt Sercan’ı hedef almıştı; onu yerden yere fırlatıp iradesinin zayıflığıyla ilgili iğneliyordu. Sercan kanlar içindeydi ve karşı koyacak gücü kalmamıştı.
O sırada kapı açıldı ve içeri bembeyaz ışık saçan bir kız girdi.
“Habis, kendi boyutuna dön. Hapsettiğin tüm ruhları serbest bırakıyorum, hemen kendi boyutuna dön.” dedi.
Kızı gördüğü an korkudan ne yapacağını şaşıran habis, yıkık duvardan içeri girdi; yıkılmış duvar arkasından kapandı ve semboller eski hâline döndü. Semboller eskisi gibi parlıyordu. Fakat o sırada herkesi kurtaran bu beyaz ışıklı kız bayıldı. Sercan, kim olduğunu bilmediği ve tanımadığı bu kıza ilk görüşte âşık olmuştu. Kız gözlerini açtığında hiçbir şey hatırlamıyordu. Ona sorulduğunda hiçbir şey hatırlamadığını, sadece buraya gelmesi gerektiğini hissettiğini hatırlıyordu. Kız da Sercan’dan etkilenmişti. Evin geçit kapısının korunması için nesiller boyu devam eden bu miras devam edecekti.


















