Hayat, çoğunlukla kulaklarımızı sağır eden bir gürültü senfonisidir. Sabahın erken saatlerinde çalan alarm sesinden, sokaklardaki sirenler, ardı arkası kesilmeyen bildirim sesleri ve kalabalıkların uğultusuna kadar her anımız dışarıdan gelen bir uyaranın işgali altındadır. Oysa insan ruhu, kalabalıkların içinde var olmaktan ziyade, kendi iç sesinin yankısını duyabildiği oranda derinleşir. Sessizlik, modern dünyanın bize sunduğu bir yokluk değil; tam aksine, varlığımızın en saf haline ulaştığımız o mucizevi sığınaktır.
Sessizliği sadece sesin olmaması hali olarak tanımlamak büyük bir haksızlık olur. Gerçek sessizlik, dış dünyanın kakofonisini susturup içerideki gürültüyü dindirebilme sanatıdır. Çoğumuz yalnız kalmaktan korkarız çünkü sessizlik başladığında, uzun süredir halının altına süpürdüğümüz arzular, pişmanlıklar ve bitmemiş hesaplaşmalar başını kaldırır. İşte bu yüzden televizyonları açık tutar, sosyal medyada gezinir ya da anlamsız sohbetlerle bu boşluğu doldurmaya çalışırız. Kaçtığımız şey yalnızlık değil, kendi hakikatimizdir.
Oysa en büyük fikirler, en derin sanat eserleri ve en duru sevgiler gürültünün ortasında doğmaz. Michelangelo’nun mermerden David’i çıkarırken mermere kondurduğu o ilk ve en sessiz darbe, eserin ruhunu belirlerdi. Yazarlar en etkileyici cümlelerini boş bir kâğıdın beyazlığında, dış dünyanın ellerini çektiği gece yarısı saatlerinde bulurlar. Sessizlik, zihnin tohumlarını ektiği verimli bir topraktır.
Bugün, durabilme yeteneğimizi kaybettik. Sürekli bir şeyleri yakalama, bir yere yetişme telaşı içindeyiz. Hızın kutsandığı bu çağda, yavaşlamak ve durmak neredeyse bir suçlu psikolojisi meydana getiriyor. Halbuki ruhumuz, bindiğimiz o hızlı trenden inip yol kenarındaki çiçeğe dokunmayı, rüzgârın yapraklarla olan fısıltısını duymayı özlüyor.
Belki de yapmamız gereken en cesur şey, günün gürültüsünden arta kalan o kısa anlarda telefonları sessize almak, ekranları karartmak ve sadece var olmaktır. Çünkü hayat, biz onu başkalarının sesleriyle doldurmaya çalışırken tükenip gider; gerçek anlam ise sadece, kendi iç sesimizin sessizliğinde başlar.

















