Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir, çoğu insan sadece var olur. (Oscar Wilde)
Var olmak, bir hissetme meselesi. İz bırakmak. Eylemin öznesi olmak.
Uzun bir aranın yüklerini taşıyan bir merhaba ile başlayalım madem; başlangıçta kendi arayışlarını kaybetmiş Rıhtım halkının hikayesinden bir parça ile.
“Tan vakti,
Benliklerini ceplerine doldurmuş insanlar. Tek tek avuçlamakta parça parça benleri. Gizli bir el dolaşıyor sanki, saçların uğultulu derinliklerinde.
Adım adım yürüyorlar kendi mabetlerine doğru.
Rıhtım, sevinçli merhabaların durağı.
Bir bir doluştukça ruhsuz bedenler, buğulu gözlerle serpilen bakışlara.”
Bir var olma hikayesi. İnsan kendi hikayesi boyunca sahip olarak var olmaya çalışan bir canlı. Edindiği her nesnede kendi izlerini arayan, kendini nesne ile harmanlayarak anlatan bir var oluş biçimi.
Modernitenin içinden süzülen insan, hep ne istediğini bilendir. Bilen, bildiğinden şüphe etmeyen insan. Özgür. Lakin modern insan ben ne istediğimi biliyorum diye kelimeleri kendi renkleriyle boyadığını düşünürken, tek yaptığı şey ötekinin arzusunu durmaksızın tekrar etmektir. Arzu ile arzulanacak nesne arasında öteki insanlar tarafından bağ kurulur ve modern insan diğerlerinin arzusunu kendi arzusu zanneder.
Peki modern insan neden böyle davranır? Tüketim toplumu arzu nesneleri üzerinden sahte bir benlik inşa eder. Kişi nesnelere sahip oldukça benlik inşa süreci devam edecektir. Bireyin gerçek kendilik algısını başkalaştırarak, sahte bağlar ile sahte bir benlik anlayışı oluşturur. Oluşan sahte benlik anlayışı genelde markalar ve statü sembolleri üzerinden ilerler. Kişi giyindiği pantolonun etiketi üzerinden kendini tanımlar. Ve bu tanımlama süreci her yeni marka veya statü keşfinde kendini durmaksızın tekrar eder ve modern birey “özgürüm” naraları atarak bu sarmalın içerisinde sürüklenmeye devam eder.
Sarmalın içinde sürüklenme sürecinin yegane amacı var olmaktır nihayetinde. Başkalarının nezdinde var kılınmak. Yalnızlıktan kurtulmak. Modern insanın acılı hikayesi bu olsa gerek. Gözlerde kendini ararken kendine yabancılaşmak. Evet insan bağ kurmak ister ama kurulan bağ nesneler üzerinden üzerinden devam ettiğinde, ortaya çıkan şey gerçek bağ değil, sömürülmeye dayalı bağımlılıktır. Bu sebeple modern dönemde insanlar daha çok bir arada gibi görünür ama bu bir aradalığın oluşturduğu denklem, bağımlılık ve dahi kendine ve gerçek bağlara yabancılaşma ve yalnızlıktır.
Her tüketilen nesneden, edinilen statüden parça parça “Ben”leri toplarız. Hepsinde biraz varızdır. Toplanan biraz “Ben” lerin gerçek Ben olacağına inanırız. Tüketiriz, durmadan sürükleniriz. Kendi mabedimize doğru yol alırız; bir arada yabancılaşan insanlar istasyonuna. Arzumuzun peşinden koşarız. Arzularını yükleniriz. İçimizdeki boşluk her geçen gün daha da büyür. Ve nihayetinde tükeniriz. Var olduğumuzu düşündüğümüz anda hiçliğin bağrına sokulmuş oluruz. Bu bir sarmaldır, yüzleşme hikayesidir. Modern insan her geçen gün yaşama yabancılaşır ve bu “yalnız kendi” ile karşılaşmamak için, kendinden kaçarak arzu sarmalının içine kendini tekrar tekrar atar. Her gün ve her an yeni nesneler icat eder. Mesele kendine, benliğine kavuşmak değildir aslında; kendinden kaçmaktır.
Yazımı Asaf Halet Çelebi’nin İbrahim şiirinden bir parça ile sonlandırıyorum;
“İbrahim,
İçimdeki putları devir
Elindeki baltayla.
Kırılan putların yerine
Yenilerini koyan kim?”
















