Bir önceki yazımda, öfke kontrolü olmayan gençlerin katlettiği iyi yetişmiş gençlerden bahsetmiştim.
Bu yazımda ise, durumu nasıl değiştirebiliriz ve bu tür acı olayları nasıl en aza indirebiliriz, bunları ele alacağız.
Toplum olarak bizleri derin üzüntüye ve kaygıya düşüren bu acı olaylara bir son vermek için yapılacak işlerin başında evlilik öncesi psikolojik muayene gelmektedir. Evlilik öncesi fiziksel olarak kontrol edilen çiftler psikolojik olarak da incelenmeli ve olası genetik rahatsızlıklar için ne gerekiyorsa (ilaç ve terapi tedavisi) yapılmalı ve iyileşme görülene kadar evlilik kararı durdurulmalıdır. Bu kararın evlilik dışı ilişkileri çoğaltacağı düşünülebilir; ancak daha gençliğinin baharında katledilen genç kadınlar düşünüldüğünde en azından nasıl biriyle evleneceklerini öğrenmek ve tedbir alma hakkına sahip olmak gibi önemli bir avantaj sahibi olacaklardır.
Bu, geleceğe yönelik bir düşünce elbette. Peki, bu gün hâlihazırda öfke kontrolü olmayan ve bir başkasına zarar verme ihtimali olan çocuk ve gençler için neler yapılabilir?
Öncelikle iş ailelere düşüyor. Aileler, çocuklarının fiziksel gelişimini takip ettikleri gibi duygusal ve davranışsal gelişimini de takip etmek ve diğer yaşıtlarına göre gelişecek farklı durumları (hayvanlara zarar vermek, kendinden güçsüz olanlara fiziksel ve sözel zarar vermek, kendine zarar vermek, yalana sık sık başvurmak, evden, okuldan, akraba evlerinden ya da market ve mağazalardan izinsiz bir şeyler almak-çalmak vb.) uzmanlara bildirmek zorunda olmalıdır. Ancak gelir ve bilinç düzeyi yüksek olmayan ailelerin geneli düşünüldüğünde, bu beklenti sadece bir ütopya olarak kalabilir!
Peki, ailelerin yetersiz olduğu ve çocukta bir tersliğin varlığı ve ailelerin bu durumu tespit edemediği ya da mevcut olumsuzlukları çevreden saklamaları durumunda ne yapılmalıdır?
Ailelerin ilgisiz veya aşırı korumacı (çocuğunun var olan olumsuz durumlarını gördüğü, bildiği hâlde kabullenmeme) olduğu durumlarda, okulların henüz anaokulu döneminden başlayarak çocukların takip edildiği bir birim oluşturması ve teşhis sonrası tedavi yönlendirilmesi yapılması gerekmektedir.
Çocuklarda görülen anormal durumların aileler tarafından kabul edilmediği (çevrenin bu durumu öğrenmesi, aile ve çocuğun dışlanması korkusu ile) durumlarda, ailenin de uzmanlarca destek alması gerekmektedir.
Elbette ki hiç kimse çocuğunun diğerlerinden olumsuz yönde farklı olmasını istemez; ancak anne babalar olarak onların başarılarından lehimize pay çıkardığımız gibi, hatalarını da birlikte omuzlamaktan kaçmamalıyız.
Ayrıca küçük yaşta fark edilen (patalojik veya psikolojik) durumların tedavi edilmezse toplumdan önce aileye büyük zarar vereceği bilinmelidir.
Bu yazı hazırlanırken sokakta yine canlar alınıyor, hayatlar sönüyor, yıldızlar kayıp gidiyordu.
Yıldızlar… Onlar yeryüzüne ışık saçan çocuklardır. Her biri değerli, her biri özel.
Çocukların sahibi değil, emanetçisi olduğumuzu unutmamak dileğiyle.
Selametle kalın dostlar.
















