Evet, ayların sultanı olan, yılda bir kez bize misafir olarak gelen azîz ve muhterem Ramazan ayına ulaştık. Kutlu olsun…
İslam aleminin sevinci, mutluluğu ve merakla beklediği o mübarek günlere bizleri ulaştıran görklü Mevlâya şükür, o Mevlânın Nebîsine salât ve selâm, âl ve ashabına binlerce selâm olsun.
Ramazan berekettir, rahmettir, bolluktur. İnananlara ve inanmayanlara bile bereketle geçer. O herkesin Allah’ı, çünkü. İnananlara berekettir, çünkü bir Müslümanın imanının en çok zâhir olduğu, açığa çıktığı, bütün aleme gösterdiği bir ibadettir oruç ibadeti. Gizli değil, açıktan yapılan bir ibadettir oruç. İnsanın en kolay tanımıyla, yemeden, içmeden ve cinsi münasebetten uzak kaldığı bir taattir Ramazan orucu. Haramdan değil, sadece helalden de uzak kalmanın, “Ey Allah’ım, sen buyurmadan, izin vermeden helale bile dokunmuyorum” demenin somut şeklidir Ramazan. Bir insanın kulluğunun en açık gösterilmiş halidir.
Peki, senede bir kez gelen, gelişiyle müminlerin kalbine sürûr getiren, alemi bereketle dolduran Ramazan’a biz ne kadar layığız? Misafirimiz geliyor evimize, hanemize ve biz o misafire ne kadar kıymet veriyoruz? Bir düşünün, yuvanıza sevdiğiniz bir misafir, bir dostunuz gelse, hiçbir şeyi eksik etmemeye çalışır, hizmette kusur yapmamaya özen gösterirsiniz. Dostunuz, sizin evinizden mutlu bir şekilde ayrılsın diye büyük çaba harcarsınız. Peki, bu gelen misafir bir dost kadar değerli mi, değil mi, kendinize sorun.
Oruç öyle bir ibadet ki, sadece Müslümanlara değil, bizden öncekilere de farz kılındı. Yüce kitabımızda böyle buyuruyor Görklü Çalab. Yani anlayacağınız, kadîm bir ibadettir oruç.
Bizden öncekilere de farz kılındı, bize de. Orucu diğer ibadetlerden ayıran temel özelliklerden biridir bu. Yeni bir ibadet değil. Zaten Kur’an’da yazan, inananların yapacağı ibadetlerin çoğu yeni değildir; son peygamberin bize öğrettiği ibadetler genelde var olan, lakin son peygamberle, tabiri caizse, güncellenen, sistemli hale gelen ibadetlerdir. Bazı ibadetler kadîm olarak geçmişten gelir. Aynı oruç ibadetinde olduğu gibi.
Evet, Ramazan misafirimiz geldi ve bir haftayı geride bıraktık. Sayılı günler hızlıca gelip geçer. İnsanın hayatı da böyledir. Güzel günler hemen geçer, kötü günler kazık çakar insanın hayatına. Hep öyledir ya. Misafirlik nasıl gidiyor? Mutlu edebiliyor musunuz hanenize gelen o mübarek yolcuyu?
Yoksa sadece gelip geçiyor, size uğrayıp hemencecik kalkıyor mu hanenizden? Bir bardak çay, bir tabak tatlı ikramı yapıyor musunuz gelen kutlu misafire? Evinizi o misafir gelmeden hazırlıyor musunuz?
Ön hazırlık olarak ev temizliği yapıyor musunuz? Şöyle dip köşe, ama baştan savma değil. Evinizi temizleyeceksiniz. Belki eş, dost, akraba çağırabilirsiniz; eğer onlar da misafiri tanıyorsa, değil mi? Hep beraber çayınızı yudumlar, tatlılar eşliğinde tatlı muhabbetler edersiniz karşılıklı olarak. En son kahveler gelir, o kahvenin tadında kırk yıllık hatırlar tazelenir bir kırk yıl daha. Kahveler artık son demi olur muhabbetinizin. Ve uzun muhabbetlerden sonra kalkma vakti gelir, çatar. Misafir artık yoluna gider. Evli evine, köylü köyüne. Sonra bir sessizlik…
Şimdi bu misafir Ramazan ayıdır, dostlar. Evimize geldi, yurdumuza geldi. Hanemize bereketle geldi. Ama evimiz temiz mi, yani gönül evimiz, kalbimiz, idrâkimiz temiz mi?
Ramazan misafiri gelmeden ön hazırlık yapıldı mı gönül hanemizde? Kirlerden arındırdık mı kalbimizi? Yoksa misafir pis, kirli evinize mi gelecek? Hadi geldi diyelim, bir bardak çay ya da bir tabak tatlıdan kasıt, diğer ibadetlerimiz, farz veya nafile fark etmeksizin onlarla misafiri ağırladık mı Ramazan’a kendimizden bir şeyler? Yaptık diyorsanız, en son kahveler gelsin, değil mi? Kahveye de ne diyelim, bence teravih namazı uygundur. Neden derseniz, kahve nasıl ki rahat rahat içilen, içilince insana huzur ve keyif veren bir içecekse, teravih de kelime olarak rehavete kapılmak, yani rahatlama namazı demektir. Bir insanın rahat rahat ibadet etmesi, rahatlaması demektir. Teravihe sanki kahve uydu gibi. Kahveler de içildikten sonra, yani teravih namazları artık Ramazan’ın sonuna doğru misafir ayrılacak evinizden. O misafiri güzel uğurlayın, kapıya kadar geçirin, arkasından bir su dökebilirsiniz; “Su gibi git, su gibi gel” dercesine. Bu da Kadir gecesi olabilir, ben böyle bir teşbih yaptım. Teşbihte hata olmaz.
Ramazan kutlu misafir şu an evimizde. Hâlâ evimizde oturuyorken ona iyi ikramda bulunalım. Hizmette kusur etmeyelim. Bana sorarsanız, “Sen yapıyor musun?” diye; ben zaten burada sizinle dertleşiyorum. Günahlarımı yazıyorum. Benim gibi olmayın diye. Son olarak, niye oruç tutuyoruz sorusunun cevabını çok sevdiğim Sayın İsmet Özel Bey versin. Bir konuşmasında aynen şöyle buyurmuştu: “Tuttuğumuz oruç, Yahudilerin, Hristiyanların tuttuğu oruç değildir. Yani biz öyle, nefsimizi terbiye etmek için oruç tutmuyoruz. Biz, bizi yaşatanın sadece Allah olduğunu bütün küfr alemine kafasına çakmak için oruç tutuyoruz. Bir ümmet bir ay boyunca oruç tutuyor. Yani biz, içtiklerimiz, yediklerimiz sebebiyle canlı olmadığımızı ya da cinsi münasebet şeklinde üremediğimizi, bizi yaratanın ve yaşatanın sadece Allah olduğunu göstermek için, kâfirlerin kafalarına çakmak için bir ümmet bir ay boyunca oruç tutuyor.” Daha ne demeli ki? Üstat son noktayı koymuş.
Vesselâm…


















