Gitme… Kal diyemedim. Dilimin ucuna kadar geldi o kelime, boğazımda düğümlendi, yüreğimde paramparça oldu. Gözlerim seni tutmaya çalıştı, ellerim boşluğa sarıldı sadece. O an anladım; insan bazen en çok kalmasını istediğine en sessiz vedayı edermiş. Bir adım attın, sanki yıllar geçti aramızdan. Bir kapı kapandı, içimde koca bir dünya sustu. “Kal” deseydim… belki kalır mıydın? Yoksa gitmeye karar veren bir yüreği tek bir kelime durdurabilir miydi?
Ben suskunluğa sığındım, çünkü korktum… Kal dersem ve sen yine gidersen, bu kez sadece seni değil, umutlarımı da kaybederim diye. Şimdi her gece o söyleyemediğim kelimeyle yaşıyorum: Kal… Ama yetmedi içimdeki sızıya bu sessizlik. Zaman geçti, ama gidişin hep aynı yerde kaldı. Bir saat gibi durdu kalbim; akrep sensin, yelkovan sensizliğim…
Sokaklar seni hatırlatıyor, geçtiğimiz her köşe adını fısıldıyor kulağıma. Bir bankta oturuyorum bazen, yanıma gelirsin diye… Ama rüzgâr geliyor sadece, o da senden habersiz. Bir gün döner misin diye sormuyorum artık, çünkü cevapların en ağırını sessizlikte öğrendim. Gidenin ardına bakmamak gerektiğini değil, bakıp da bir şey değiştirememeyi öğrendim.
Keşke diyorum bazen… insan keşke demeyi öğrenmeden cesur olabilseydi. Keşke o gün yüreğimin sesini bastırmasaydım da bir kez olsun “Gitme” diyebilseydim. Belki hiçbir şey değişmezdi… ama içimde bu yarım kalmışlık bu kadar derin olmazdı.
Şimdi anlıyorum; bazı vedalar kelimelerle değil, suskunlukla yazılırmış. Ve bazı hikâyeler “kal” denemediği için sonsuz bir gidişe dönüşürmüş… Gitme diyemedim… Ama içimde hâlâ gitmediğin bir yer var. Ve şimdi… aradan geçen onca zamana rağmen bir tek şey değişmedi: Sen giderken sustuğum o an, hâlâ içimde konuşuyor.
Bazen aynaya bakıyorum, kendime kızıyorum… “Niye suskun kaldın?” diyorum, “Niye bir kelimeye sığdıramadın koca bir sevgiyi?” Cevap veremiyorum. Çünkü insan en çok kendi sustuğu yerde yenilirmiş.
Bir gün bir başkası “kal” der belki sana, sen de kalırsın… İşte o an anlar mısın acaba benim diyemediklerimi? Ben hâlâ aynı yerdeyim; ne tamamen geçmişte ne de bugünde. Senin gidişinle ikiye bölünmüş bir zamanın ortasında.
Ama şunu öğrendim artık: Sevgi bazen tutmak değil, bırakmakmış. Ve bazen en büyük çığlık hiç söylenmeyen bir kelimeymiş.
Gitme diyemedim… Ama içimde her gün binlerce kez söylüyorum: Gitme… Kal… Ne olur, biraz daha kal…
















