Okumakla ilgili tavsiyeler vermeyeceğim. Çünkü biliyorum ki en az okuyan, hatta hiç okumayan biri bile okumanın ne kadar önemli olduğunu söyleyebilir. Ama benim için okumak sadece “önemli” bir eylem değil. Benim için okumak; bir kaçış, bir yüzleşme ve hatta bir iyileşme alanı.
Kendi adıma buna bir tür bibliyoterapi diyebilirim. Kitapların insanı iyileştiren, kendine yaklaştıran o görünmez etkisi… Çünkü ben okudukça kendime yaklaştığımı hissediyorum.
Bazen bir şey yaşıyorum… İçimden bir duygu geçiyor ama adını koyamıyorum. Bir şey söylemek istiyorum, bir cümle kurmaya çalışıyorum ama eksik kalıyor. Kendimi tam anlatamıyorum. İşte tam o anlarda, bir kitapta karşıma çıkan bir cümle benim yerime konuşuyor. Sanki biri benim hissettiklerimi benden önce hissetmiş, benim söyleyemediklerimi söylemiş gibi oluyor. Ve o an… yalnız olmadığımı hissediyorum.
Ama benim için okumak her zaman bu kadar yumuşak bir deneyim değil.
Bazen bir kitap beni sert bir şekilde kendimle yüzleştiriyor. Görmezden geldiğim davranışlarım, fark etmediğim düşüncelerim bir anda karşıma çıkıyor. Kendimden kaçamadığım anlar oluyor. İşte bu yüzden benim için okumak sadece bir kaçış değil; aynı zamanda bir yüzleşme.
Öte yandan, ruh halim de ne okuyacağımı belirliyor. Kendimi mutsuz hissettiğimde daha hüzünlü metinlere yöneliyorum. Şiirler, romanlardan parçalar… Ama iyi hissettiğimde daha yoğun, daha düşünsel, hatta akademik metinler okuyabiliyorum. Çünkü o an zihnimin daha fazlasını kaldırabildiğini fark ediyorum.
Ve tüm bunların yanında, okumak benim için gerçekten bir kaçış alanı da sunuyor.
Bir kitap açtığımda başka bir dünyaya giriyorum. Orada akan bir hayat var ve ben sadece bir seyirciyim. Müdahale edemiyorum. Her şey yazarın kurduğu düzen içinde ilerliyor. Kendime bir karakter seçiyorum ve onunla birlikte yürümeye başlıyorum. Hiç bilmediğim yerleri tanıyor, görmediğim coğrafyaları hayal ediyorum. Bilmediğim tatları zihnimde kuruyorum.
Bazen bir karaktere hayranlık duyuyorum, bazen bir dünyaya bağlanıyorum.
Ve fark etmeden… Artık başka bir zamandayım. Başka bir yerdeyim. Başka hayatların içindeyim. Ve bazen kitap bittiğinde bile bitmiyor aslında. İçimde bir cümle kalıyor, bir düşünce dolaşıp duruyor. Günlük hayatımın içine sızıyor. Fark etmeden beni değiştiriyor.
Mark Twain’in buna çok benzeyen bir anlatımı var. Bir keresinde bir öğrencinin “Bir kitap okudum ama hiçbir şey kalmadı aklımda” demesi üzerine, hocası ona bir meyve uzatıyor ve yedikten sonra soruyor: “Şimdi büyüdün mü?”
Cevap hayır oluyor. Ama ardından şunu söylüyor: O meyve vücutta dağılıp ete, kemiğe, kana dönüşür.
Sanırım okuduklarım da benim içimde böyle dağılıyor.
Bir kısmı kelimelerime karışıyor, bir kısmı düşüncelerime…
Bir kısmı bakış açımı değiştiriyor, bir kısmı hislerimi derinleştiriyor.
Fark etmesem bile, içimde bir yere dokunuyor ve beni yavaş yavaş dönüştürüyor.
Benim için okumak tam olarak bu:
Hem kaçış…
Hem yüzleşme…
Hem de kendime dönüş.



















