İnsan elbet görmek ister ardını arkasını…
Mesela gözlerin arkasını görmek ister. Baktığı sensindir ama gördüğü ne acaba insanların? Nedir acaba seni yere göğe sığdıramayanların ya da senden ölesiye nefret edenlerin farkı, bilmek ister. Herkes geldiği gibi ağırlanır, hak ettiği şekilde uğurlanır; neticede.
Sözlerin arkasını görmek ister insan. Söylediği dosdoğru mu acaba diye merak eder. Söylenen belli de söyleyemediklerini merak eder insan. Boğazına ne durdu da diyemedi acaba, der bir de. İçinden gelen mi buydu, yoksa böyle demeyi mi uygun gördü? Söylenenle düşünülen aynı mı diye emin olamaz bazen insan. Nezaketten de olsa yalan söylenmesin mesela.
Akıllardan geçirilenleri de merak eder işte insan. Aklının dibine inebilmeyi ve karış karış dolaşıp gerçekleri bilmeyi sahte sözcüklere yeğler. Delikanlı gibi söylensin yeter ki. Belki hazmetmesi zor olur ama eninde sonunda anlar insan. Olmayanı zorlamak zaten zayıfların işi. Gelene eyvallah çekilir, gidene yol verilir; normalde.
Kalbin içini illa sökmek mi gerekli? Yüreğimiz söküle söküle kandırılmadık mı zaten? Gerçekten var mıydı yerimiz, yok muydu zerremiz, merak eder insan. Kalplerin içini de bilmek hakkı olsa gerek herkesin. Hoş, bazısının ayan beyan ortada; yüzünden akar şirretliği de fesatlığı da ama neyse. Bir an da olsa geçtik mi kalplerden, bilmek ister insan. Sevildiğini de sevilmediğini de bilmeli insan.
Geleceği göremez belki insan ama yine de bilmek ister bazı duyguların, düşüncelerin ve ilişkilerin vadesini. Mesela nereye kadar taşır insanlar sizi geleceğine, bilmek ister. Yarı yolda kalır mı, gideceği yere kadar eşlik mi eder, yolun sonunu görür mü; bilmek hakkı. Herkes herkesi ileriye taşıyamaz, bazı şeyler bitmeli elbet; ipin kesildiğini bilmeden olmaz.
Üç vakte kadar samimiyet gelir mi bilinmez. Mesela samimi mi herkes, bilmek ister insan. Bakışında, gülüşünde, sözünde samimi olmayanlar ne çirkindirler. Samimiyetsizlikleri dişlerinin arasından hiç sızmasa dersiniz, zira sızan kan olsa daha iyi anlarsınız. O samimiyetsizliğin yanından bile geçmek istemez insan, geçmezsiniz de zaten.
Şakaların altını da bir kurcalamak istiyor insan. Şaka yollu gerçekleri yüze vurmak isteyen de çok, şakadan da olsa içini dökmek isteyen de. Yeterince anlaşılıyor zaten, adı şaka da olsa; kıskançlıklar, riyakârlıklar ve bilhassa da seviyesizlikler. Seviyesizlik olmasa bir şakanın ardına saklanmaz zaten insanlar. İçlerinde ne varsa sayıp döküp “Mecaz-ı mürsel canım” derler…


















