Geçenlerde fark ettim ki oğlum büyüyor. 15 yaşında bir delikanlı olmasını kabullenmek neden zor oldu diye düşündüm. Belki büyümek ağrılarının onu ne kadar yoracağını bilmenin getirdiği hüzün, belki büyümek ağrılarının beni ne kadar yoracağını bilmenin endişesi… Belki de ikisi birden. Bilinçaltım oğlumun yaşını bile geri atmış, iki yıldır 13’te bırakmış.
Çocuk büyütmek bir ağaç büyütmek gibi zahmetli; ergenlik ve sonrası o ağacın kesilmesi kadar sarsıcı. Üstelik o ağacı kendi ellerimizle kesmemiz gerekiyor. Tıpkı düzenli olarak budadığımız, çıplak dallarının yeniden yeşermesini sabırla beklediğimiz ağacımızı bu defa kökünden kesmemiz gerekiyor. Çünkü evlatlar birer gürgen ağacıdır.
Onlardan sürekli meyve bekliyoruz; oysa gürgen ağacı meyve vermez, o kendi dönüşümünü yaşar. Mobilya sektöründe en çok kullanılan, en sağlam ağaçtır gürgen. Aynı insan gibi… Yaratılmışların en mukavemetlisi değil midir insan? Ahzab 72. ayette “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler ve onun sorumluluğunu yerine getirememekten korktular. Ne var ki, onu insan yüklendi…” buyurulur.
Bu hakikat ışığında baktığımızda insanın köklerinden kopmasının, dönüşümü için elzem olduğunu anlamak gerekir. Bu kopuş aslından ve geçmişinden sıyrılmak demek değildir. Bir gürgen ağacı ne kadar işlem görürse görsün, aslı bir gürgen ağacıdır. Sandalye de olsa, masa da olsa o hâlâ kökü olan adıyla anılır.
Köklü bir meyve ağacı olmak, kesilip biçilen bir gürgen ağacı olmaktan daha iyi değil mi, diyebiliriz. Tam bir dönüşüm, köklerde asılı kalmakla mümkün değil maalesef. Hikâyelere, kıssalara bakıldığında ya şehre bir adam gelir ya da şehirden bir adam gider. Biri gelir ve sistemi sorgular, sistemi sarsar, yeni sistemler bulur; yani dönüşmeye zorlar ahaliyi. Biri şehirden gider, boşluğunu bırakır, eksikliğini yaşatır, hasretle tanıştırır ve dönüşmeye zorlar ahaliyi.
Daha minimal düşünürsek; bir gün aileye bir bebek gelir, anne babayı dönüştürür; kendi büyüyüp dönüşürken, ailenin huyuyla huylanırken, ana babayı da kendi huylarıyla değişime zorlar. Zorlamak burada negatif anlamda kullanılmadı; yaratılışın ve yaşamın gereği olarak dönüşüme zorlarız birbirimizi ve birlikte dönüşürüz.
Neye mi dönüşürüz? Af buyurun; odundan zarafete, sabitlikten harekete, sıradanlıktan estetiğe, amaçsızlıktan bir amaca hizmet etmeye, nefes israfı olmaktan çıkıp birilerinin hayatında yer almaya ve en önemlisi varlığımızın kimlik, isim ve şahsiyet kazanmasına.
Bir ağaç ağaçken de güzeldir elbette; ancak sadece işlenirse, kesilip biçilip kabukları soyulup inceltilip oyulup çiviler çakılıp yapıştırılıp boyandığında bir yuvaya, bir yere ait olabilir. Salonumuzun ortasında bir ağaç olması kesinlikle muhteşem olurdu; ama o ağaçtan bir masa yapıldığında büyük aile toplantılarında saatlerce muhabbet edilen bir buluşma vesilesinden mahrum kalırdık, değil mi?
İnsan işlenmek üzere yaratılmıştır, dostlar. Oğlum büyüyor. Kendi bedeninde bir yabancı ağırlıyormuş gibi huzursuz olacak elbette… Çocuk kimliğini ve çocuk kimliğinin getirdiği nimetleri bırakması gerektiğinin son derece farkında; büyümenin sorumluluk almak demek olduğunun bilincinde olarak gergin ve huysuz olacak elbette.
Bir ağaç kesildiği an yere kapaklanmaz mı, dostlar? Bir evlat yürümeye başlarken düşmez mi? Ergenlik şakaları yaparak durumu hafifletmek istiyoruz; hatta hafif alaycılıkla (sanki hiç ergen olmamış gibi) kendi olgun hâllerimizle ergenlerimizi kıyaslıyor, “bizim zamanımızda” cümlesiyle başlayan, “aman işte bunlar Z kuşağı…” diye devam eden cümleler kuruyoruz.
Onlar içlerinde bizim göremediğimiz kışlarla, rüzgârlarla boğuşurken bizler kurban moduna girip, aslında bir süre sonra bitecek duygu yağmurlarında ıslak, perişan, çaresiz modlarımızla geziniyoruz. Oysa şemsiye almak, yağmurluk giymek hasarı azaltır, değil mi?
Elimizde minik suratıyla yüzümüzü gülümseten erkek yavrularımız bir gün orangutan kadar iri, kaba, sakar, suratsız olacak. Cilveleriyle yüreğimizi eriten kız bebişlerimiz hırçın, ağlak, memnuniyetsiz, trip kraliçeleri olacak. Ama bu bir süreç ve geçecek. Sadece daha çok dua, daha çok sevgi sözcüğü, daha çok dinleme ile bir odunun yeni macerasına yardımcı olmamız gerekir.
Evlatlara odun mu dedim? Evet. Tıpkı benim de olduğum gibi…
İlaveten;
Bu yazıyı kaleme alırken okullarda yaşanan elim hadiseler gerçekleşmemişti. Öncelikle yaşananlardan dolayı çok üzgünüm ve kaygılıyız. Bu sarsıcı katliamda vefat edenlere rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.


















