Dilhun koşturan yılkı atları,
Bir masalın duldasında büker boynunu.
Derin sızılar düşer gecenin göğsüne.
Karanlıktan beslenen bu çığ,
Yankısı dağları aşan sus çığlığına gebe.
Kapat gözlerini.
Dinle.
I.
Yine en hüzünlü türküsünü söylüyor rüzgâr
Ve rüzgârın ritmine
Ayak uyduran kadının saçları,
Bu şehri aklamak ister gibi,
Eşsiz düşlerin ışıltısıyla gülümsüyor.
II.
Ölüm ürpertisi sararken vakti,
İstasyon köşesinde kederi nefesleyen şu yolcu,
Neftî gözleriyle
Muhal hayallerin kıyısında geziniyor.
Ahvaline bakılırsa,
yekvücut arafta yahut yangında.
Gitmekle kalmak,
Yaşamakla ölmek…
Yüreği hangisini tavafta?
Matem esintisi okşuyor tenini.
Yüzünde anlamlar kayıp,
Sesi çöl ıssızı.
Ve o yaşamsız bakışlar,
Hangi inanmışlığın ayıbı?
















