Biraz yavaşladığımızda bizimle beraber gelen bazı gerçeklikler vardır. Bazen bu, ne kadar koştuğumuzdan bağımsız olarak yine de peşimizi bırakmaz. Aslında böyle zamanlarda en büyük kaos, adım karmaşalarının ileri geri medcezir olmasıdır. Bizler her zaman ilerlemekten yanayızdır. Kimse yerinde saymak istemez fakat biraz da konu, bağlarımızın nerelerde düğümlü olduğunu çözebilmektir. Bu, bazen kafamızda bizi bir konuma oturtan geçmiş izlerdir. Bazen de aile fertlerimizden gelen kalıcı ve aşılması güç aktarımlardır. Genetik bu durumda rol oynar mı? Elbette. Biz insanlar, bir kökten açan ağacın dallarının yapraklarıyız. Mesela küçük bir iz düşünün; yıllar önce büyüklerimizin topraklarından bize kalmış bir miras gibi, avuçlarımızda derin hissiyat oluşturur. Bu bağlar zamanla birbirimizi tamamlayan bir puzzle gibi anlam ifade eder. Belki değerli bir taşa dönüşür ve can bulmak istediği ruha anlam katar. Koşarken bizi yakalaması açısından düşünürsek hayat devam eder; bizler değişim ve dönüşümlerin bir parçasıyız. Değişim ve dönüşümün çarkında her insan, sahip olduğu dönüşümün çarkına takılır. Bu yüzden de aile büyüklerinin yaşadığı hezeyanlar bize genetik veya birebir deneyim yoluyla aktarılabilir.
Aile büyükleri zamanında bir konuda zorluk çekmiştir; bu, çocuklarının yetiştirilişine yansır, sonra diğer nesillere kadar gidebilir. Her şeyin başı aslında biraz çarkları doğru yönde ilerletmektir. Sistem birbirine çarpıp yavaşlatıyorsa, çarkları ters döndürmenin zamanı gelmiştir. Bir yöne giden doğru, yoldan dönen eğriyle devam etmemelidir. Koştuğumuzda aslında hep bir şeyler yakalamak için dünyaya geldiğimizi anımsıyoruz. Bu bazen geçmişimizden kaçışımız, bazen de kendimizi kaybettiğimizde asıl olanı ararken harcadığımız çabayla endeksli oluyor. Bizi yakalayan adımlar; bir günün içinde, bir gül gibi açan dikenli bahçe misali yüzümüzde acı bir tebessüm bırakıyor. Peki, bu adımlara olumlu yönden bakamaz mıyız? Her zaman yapamadıklarımız, geçmişin yükleri ve karmik bağlardan ibaret değil hayat. Bazen de gerçekten atalarımızdan yadigâr olan özelliklerimiz, bizi biz yapan önemli yapı taşlarımız oluyor. Sevginin ve saygının vücut bulduğu bir nesil oluyoruz, onlardan gelen her şeyi kucakladığımızda. Bu yüzden bazen aile büyüklerinden birinin hissiyatını yaşatıyorsan, onun yapamadıklarını yaşarken sevgiyle doluyorsun. Çünkü onların devamı olduğunda, genlerinin ve bunun olumlu veya olumsuz her şeyini hissederek daha da anlam bulman gerektiğini anlıyorsun.
Hayat bu yüzden kendi anlamını araman için şans verir ve sen kendini sürecin içinde bulduğunda ödüllendirir. Geçmişimizle ilgili duyduğumuz tüm hikâyelerimiz, saklanıp günümüze gelen tüm eşyalar ve bize armağan edilen yapraklar; soy ağacımızın birer hediyesidir. Hatta hiç tanımadığın bir aile büyüğünden kalan güzellikler, seni sen yapan en önemli parçalar hâline gelebilir. Bunu fark ettiğimiz anda aslında anlamı en nihayetinde bulmuş ve gerçeğe ulaşmışız demektir. Çarklar birbirine çarptığında yavaşladığımızı ve koşarken bizi yakalayan adımların bağlarını kalbimize bağladığında, ömürlük hissiyatlar biriktiririz. Ve bu en güzel birikimdir. Manevi bir dokunuş gibi…

















