Mutlu olma meselesi anlık mıdır, yoksa bir süreç midir? İnsan mı mutluluğa gider yoksa mutluluk mu insana gelir? Bunun bir uzunluğu, süresi, seviyesi, tarihçesi ya da zamanı var mıdır? Mutluluk bir hak mıdır? Bir insan en çok ne ile mutlu olur? Bugün mutlu olmak istiyorum, üç ay sonra daha çok mutlu olmak istiyorum diyebiliyor muyuz? Bu durum olaya tamamen nereden baktığımıza göre değişir aslında. Hayata hangi pencereden ve hangi seviyeden baktığımızla ilintili bir durum olsa gerek… Birini mutlu eden bir şey diğer kişiyi mutsuz edebilir. Mutluluğun sebepleri de parmak izi gibi benzersiz bir şey galiba. Küçük şeylerden mutlu olan insanlar bana hep daha mutluymuş gibi gelir. Büyük beklentilerden mutlu olmayı bekleyenlerin işi çok daha zor olsa gerek. Hayat kısa, bir ömre kaç büyük mutluluk sığar orası hiç bilinmez…
Bugün insana dair birçok değer genetik diye açıklanabiliyor. Peki bu mutluluk olayı da genetikten nasibini alıyor mu acaba? Mutluluğun genetik bir özelliği olup olmadığını hep düşünmüşümdür. Bu satırları okuyanlar şimdi tam da burada durup gen kaynağı olan kişileri bu açıdan ilk defa düşünmeye başlamışlardır belki de. Yapılan araştırmalar mutluluk yapımızın %30-%40’nı genetik mirasımızın oluşturduğundan bahsediyor. (Roysamb vd., 2018) Kalanı ise kısaca bize, yaşadığımız çevreye ve yaşam koşullarımıza kalmış gibi gözüküyor. Dışımızda kalan faktörlerle baş edip mutluğa giden yola yelken açabilmek için önce kendi iç dünyamıza yapacağımız yolculuk çok daha değerli olmalı. İçimizdeki mutluluğun gücü zorluklara karşı vereceğimiz her türlü mücadelede en mühim zırhımız aslında.
(Mutluluk üzerine kaleme alınmış böyle bir yazıda “Dünya Mutluluk Endeksi” den bahsetmeden geçmek olmaz diye düşünüyorum. Birleşmiş Milletler bünyesinde her yıl hazırlanan bu rapor sadece ekonomik verilerden oluşmuyor. Ülkelerin sosyolojik, psikolojik refahı ve yaşam kalitelerini de kapsıyor. 2026 yılında açıklanan raporun birincisi yıllardır bu tahtı kaptırmayan Finlandiya olurken, ülkemiz ise 147 ülke arasında 94. sırada kendine yer bulabiliyor.)
Diğer yandan tam 85 yıl sürmüş olan bir mutluluk araştırmasından da bahsetmek gerek burada. 1938 yılında Harvard Üniversitesi’nin başlattığı “Yetişkin Gelişimi Araştırması” mutluluk üzerine dünyanın en eski ve en uzun araştırması. Bu araştırmada katılımcıların iş hayatları, maddi durumları, aile ilişkileri, sosyal yaşamları, sağlık testleri hatta beyin taramaları düzenli olarak gerçekleştirilmiş. 85 yıllık araştırmadan çıkan sonuç ise bir çoğumuza şaşırtıcı gelebilir. Çünkü bu sonuçlar arasında ilk aklımıza gelebilecek para, şöhret, makam, unvan vs. yok. Sağlıklı ve mutlu bir hayatın sırrı: “Kaliteli Sosyal İlişkiler” olarak açıklanmıştır. Yani olayın özü iyi insan biriktirmek, onlarla yaşamak ve yaşlanmak diyebiliriz.
Mutluluğun sırrını bulmak için dünyanın en iyi üniversiteleri onlarca değil binlerce yıl süren araştırmalar yapmaya devam etse bile sonuç hep aynı kapıya çıkacak gibi gözüküyor. Burada konuya 13. yüzyılda yaşamış olan Mevlana zaten imzasını atıp son noktayı koymuş ve demiş ki:
“Gönlü güzel insanların gönlünde olmak güzeldir. Kalp burada çarpar, onlar oradan duyar.”
Gönlü gönlümüze böylesine güzel değecek dostlarla karşılaşabilmemiz ümidiyle…
Vesselam.

















