Bir gün fısıldar gibi olduğunda her şeye kulak vermemiz gerekir. Çok derin kuyuların yanından geçerken, belki hisler yankı olmuştur. Çağ neyi gerektirir, bilmeliyiz. Bizler hep bir öncekinden sonraki yamalar gibiyiz. Gittikçe yırtık büyüyor ve bir yiğit çıkıp “dur” diyecek mi? Bekliyoruz. Bu, her konuda cereyan edebilen bir durum. Nesil, birbirinin tekrarı olmaktan kaçar gibi devam ediyor. Yeniden ve yeniden sahip olduklarımız, bizi ileriye götürmekten ziyade bilmiş birer cahil hâline getiriyor. Çünkü asıl bilmemiz gerekenden uzak ve soyut bir yaşam sürüyoruz. Dışarıda ne olup bittiğini göremiyoruz.
Eskiden çocuklar; bir ev, bir pencere ve bir baca, en önemlisi de o evde yaşayanları bir kâğıda çizerlerdi. Mutlu, adil ve doğru bir hayatın nasıl olması gerektiğinin farkında olarak başlarlardı hayata. Şimdi ise bir çocuk, doğrudan akıllı telefon oyunlarının içine dalarak zamanını ve kapasitesini indirgeyerek geçiriyor. Belki de gerçeklik algısını kaybediyor. Doğruyu yanlışı ayırt etme yaşına geldiğinde ise bu durum, biraz bulanık bir bakış açısıyla gerçekleşiyor. Bir çocuğun algılarını bulanıklaştıracak bir diğer etken de öğrenme ve her şeyi kaydetme çağında beyinde yanlış izlenimler bırakan örneklerdir. Kendilerine göre her şeyin makul olduğu, normalleştirildiği ve hiçbir etik ya da vicdan gözetilmeksizin yetişen çocuklar hâline geliyorlar.
Aslında örnek bir birey, ilk olarak ailede şekillenir. Sonrasında öğretim alırlar; ancak eğitimleri ailede eksik kalırsa buna hiçbir müdahale tam anlamıyla iyileştirici olmaz. Çocuklarımız kıymetli ve bu milletin geleceğidir. Bu yüzden hem kendi kapasitelerini sonuna kadar kullanmalı, hem somut ve ayakları yere basan bir hayat yaşamalı hem de farkındalık sahibi olmalıdırlar. Bunun için yalnızca çocukların değil, biz yetişkinlerin de kendimizi denetleyerek doğru insanlar olmamız gerekir. Doğru, dürüst, adil ve vicdanlı insan olmak zordur; ancak kolayı seçip algıları zayıflatmak kolaydır. Sapasağlam bireyler olacağız, her ne olursa olsun. Çünkü hayat devam eder ve bizi asla beklemez.
Bir çocuk ya da bir yetişkin üzerinden örnek verecek olursak; eğer ebeveyn kendisini ruhsal anlamda kontrol edemezse veya yanlış örnek olacak davranışlar sergilerse, bu durum çocuk için büyük bir yıkım olur. Bu yüzden görmezden gelmeyeceğiz ve farkındalığımız daim olacak. Zaman öyle bir anı getirir ki, bu satırlar daha da anlam kazanır. Başka bir açıdan baktığımızda empati de bu süreçte etkin bir rol oynar. Ebeveyn, çocuğu ne kadar anlıyor? Çocuk ne hissediyor? Bu işin sonu nereye gidiyor? Birbirimizi ayağa kaldırdığımız gerçeği yadsınamaz.
Bir çocuğa uzanan en büyük yardım eli, bir psikologdan ziyade ebeveynin empatisi ve özenidir.
Sevgi ile büyütelim evlatlarımızı; vatana yararlı bireyler olsunlar. Doğru yetişsinler, ellerine bir kâğıt kalem alsınlar. Kaç yaşına gelirlerse gelsinler, o evin bacası hep tütsün ve o çocuklar hep mutlu olsun. “Keşke” dememek için şimdi sahip çıkalım çocuklara. Böylece daha güçlü yarınlara sahip olacağız.



















