Toplumsal bir varlık olarak insan, doğduğu andan itibaren hayata tutunma, adapte olma ve bulunduğu ortama ait olma çabası içindedir. Bu çaba onu hayatın akışı içerisinde çeşitli tercihlere ve yollara sevk eder. Her bir tercih, bulunduğu ortamın ve şartların getirmiş olduğu seçeneklerin neticesidir.
“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” diyor ya Herakleitos… İçinde bulunduğumuz hayatın en can alıcı noktası işte tam da budur. Her zaman her şey değişir; şartlar, fikirler, doğa, mevsimler ve insan… Değişim beraberinde dönüşümü getirir. Daimi bir başkalaşım ve devinim söz konusudur. İnsanın bu akışta var olma çabası boşuna değildir. Çünkü şartları değişir. Şartlarla beraber hayatın ona sunduğu imkânlar da… Mühim olan, bu akışta kendini kaybetmeden dönüşüme ayak uydurup akışa ait olabilmeyi becerebilmektir. Kimi zaman sitem ettirir hayata karşı bu durum bizi. “Ayşe/Ahmet böyleydi, şimdi böyle oldu; bugünüm dünden daha kötüydü; işlerim bu aralar yolunda gitmiyor.” vb. birçok cümle… Dünyanın neresinde olursanız olun, hayatın hep kendine ait bir şarkısı vardır. Bu şarkıya eşlik edip etmemek bizim elimizde. Bazen talihin çeşitli oyunları ile karşı karşıya kalsak da ezgiler ve özler aynıdır. Şanslı olduğumuz nokta, tercihlerimiz doğrultusunda rotayı bizim oluşturuyor olmamız. Bu da aslında her şeye rağmen dümenin bizim elimizde olduğu anlamına geliyor. Yani bir açıdan gayet şanslı olduğumuz anlamına geliyor bu. Var olan ve varlığını sürdüren her şey, evrende var olan doğal süreçlere ayak uydurmak zorundadır. Mesela insanların en belirgin dönüşümleri, gençlik çağlarını bir köşeye bırakıp yaşlılık dönemlerine geçiş yapmalarıdır; az gören gözler, bembeyaz saçlar, inci gibi sıra sıra dizilmiş dişlerin dökülmesi, duymayan kulaklar, artık sahip olduğumuz türlü türlü hastalıklar… Bu dönüşüm, hayatın son evresidir. Dolayısıyla gençlik ve yaşlılık dönemleri arasında gerçekleştirdiğimiz her şey elimize kâr olarak kalacaktır.
Hayat gerçekten çok kısa ve üzülmek için vaktimiz yok. Anlık bir oyunun içerisinde hepimiz kendi sahnemizin perdelerini oynuyoruz. Sonbaharda nasıl ki yapraklar ağaç dallarını terk ediyorsa biz de bir gün bu sahneyi terk edeceğiz ve perde sonsuza dek kapanacak. Herkes bir gün son sahnesinin başrolünü oynayacak.
Söylediğim gibi hayat bir akış halinde ve o akışa ayak uyduramadığımız için daimi şikâyetlerimiz var. Bir gün boyunca hiç şikâyet etmeden akışa ayak uydurarak hayatı yaşamaya çalıştığınızda her şeyin yoluna girdiğine şahit olacaksınız. Değişime ayak uydurup dönüşmekten korkmayın…
















