Son dönemde kamuoyunun gündeminde yer alan “mutlak butlan” kavramı, esasında hukuk düzeninin öngördüğü en ağır geçersizlik yaptırımlarından birini ifade etmektedir. Hukuki bir işlemin mutlak butlanla sakat olması, söz konusu işlemin kurulduğu andan itibaren hüküm ve sonuç doğurmadığının kabul edilmesi anlamına gelir. Bu nedenle mutlak butlan, basit bir usul eksikliği veya sonradan giderilebilir bir hukuka aykırılık olarak değerlendirilemez. Türk hukukunda mutlak butlan, emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine ve hukuk güvenliği ilkesine aykırı işlemlerin hukuk düzeni tarafından korunmaması sonucunu doğurmaktadır. Böyle bir durumda işlem, sonradan icazet verilmek suretiyle geçerli hale getirilemeyeceği gibi, mahkemeler tarafından da re’sen dikkate alınır.
Siyasi partiler bakımından konu değerlendirildiğinde ise mesele yalnızca parti içi işleyişe ilişkin bir uyuşmazlık olmaktan çıkmaktadır. Zira siyasi partiler, Anayasa’nın 68. maddesinde demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle parti kongreleri, kurultayları ve organ kararlarının hukuka uygunluğu, yalnızca parti üyelerini değil demokratik temsil mekanizmasının bütününü ilgilendiren bir nitelik taşımaktadır. Kurultay veya kongre sürecinde ortaya çıkan hukuka aykırılıkların, karar alma iradesini ortadan kaldıracak veya temsil meşruiyetini zedeleyecek ağırlıkta bulunması halinde, alınan kararların mutlak butlan yaptırımıyla karşılaşması mümkündür. Böyle bir durumda hukuki sonuç, yalnızca belirli bir kararın geçersizliğiyle sınırlı kalmayıp, o karara dayanılarak tesis edilen tüm işlemlerin hukuki dayanağının ortadan kalkmasına kadar uzanabilir.
Bununla birlikte, her hukuka aykırılığın mutlak butlan sonucunu doğurmayacağı da açıktır. Öğreti ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere mutlak butlan, ancak işlemin kurucu unsurlarını ortadan kaldıran ve hukuk düzeninin korunmasını gerekli kılan ağır sakatlıkların varlığı halinde uygulanabilecek istisnai bir yaptırımdır.
Sonuç olarak mutlak butlan tartışmaları, siyasi polemiklerin ötesinde, hukuk devleti ilkesinin ve demokratik meşruiyetin korunmasına ilişkin teknik bir hukuki denetim meselesidir. Bu nedenle söz konusu kavramın değerlendirilmesinde belirleyici olan husus; siyasi saikler veya kamuoyu tartışmaları değil, somut olayın özellikleri, ilgili mevzuat hükümleri ve yargısal denetim sonucunda ortaya konulacak hukuki tespitlerdir. Hukuk devletinde nihai belirleyici olan siyasi yorumlar değil, hukuki denetim ve yargısal değerlendirmedir.

















