Biz kaderi film, filmi ise kader zannettik. Sezon finallerinde yeniden demek yerine yenilgiyi seçtik.
Yapılan yanlışları diyoruz… Ama çoğu zaman yanlışların kendisini değil, sonuçlarını konuşuyoruz. Bir insanın nasıl bu noktaya geldiğini değil; neden düştüğünü tartışıyoruz.
Oysa hiçbir evlat bir gecede kaybolmaz. Hiçbir baba da bir sabah uyanıp evladının son nefesi olmaya karar vermez. İnsanları felakete götüren şey; anlık öfke değil, yıllarca biriken sessizliktir.
Uyuşturucu yalnızca bir madde değildir. Bazen ilgisizliğin başka ismidir. Bazen parçalanmış ailelerin duvara çarpan yankısıdır. Bazen okul koridorlarında görülmeyen bir çocuğun sessiz çığlığıdır. Bazen “Benim çocuğum yapmaz” cümlesinin ağır bedelidir.
Biz toplum olarak, olayların cenazesine yetişiyoruz; ama sebeplerinin doğumuna geç kalıyoruz. Bir genç kötü alışkanlıklara başladığında onu önce çevreye, sonra internete, sonra sokaklara teslim ediyoruz. Sonra da bağımlı olmuş hâlini görünce şaşırıyoruz. Oysa mesele tam da burada başlıyor: Bir çocuğun düştüğü ilk yanlışta yanında kim vardı? İlk yalnız kaldığında kim onu dinledi? İlk kırıldığında kim fark etti?
Belki de çözüm, olay büyüdükten sonra değil; henüz küçücük bir davranış değişikliğinde müdahale edebilmekti. Okulda içine kapanan bir öğrenciyi ciddiye almak… Mahallede yanlış arkadaş çevresine sürüklenen bir gence sahip çıkmak… Aile içindeki iletişimsizliği “ergenliktir geçer” diyerek küçümsememek…
Çünkü bazı yaralar büyürken ses çıkarmaz. Devletin kurumları elbette önemlidir. Rehabilitasyon merkezleri, sosyal destek mekanizmaları, psikolojik danışmanlıklar, aile destek hatları… Ama bazen insanlar yardım istemeyi bile bilemiyor. Çünkü toplum olarak yardım istemeyi güçsüzlük gibi öğrettik. Oysa insan bazen tek başına savaşamaz. Bazı savaşlar profesyonel destek olmadan kazanılamaz.
Ve şimdi geriye ağır bir soru kalıyor: Bu bir cinayet miydi, yoksa yıllardır ihmal edilen bir çöküşün son sahnesi mi?
Belki de en acısı şu: Bu hikâyede kaybeden sadece bir evlat değil. Bir baba da o gece kendi vicdanında ömür boyu hapse mahkûm oldu. Çünkü bazı insanlar cezaevine girmeden önce zaten içlerinde yıkılırlar.
Biz kaderi film, filmi ise kader zannettik. Oysa hayat; sezon finali vermeden önce defalarca uyarı gönderiyordu. Biz o işaretleri görmedik.
Şimdi geriye yalnızca şu soru kalıyor: Bir insanı kaybetmeden önce fark etmeyi ne zaman öğreneceğiz?
















