“Boş ver, takma kafana, geçer”. Gün içinde bu cümleleri başkalarına söylediğimiz kadar kendimize de söylüyoruz. Üzüldüğümüzde toparlanmaya, öfkelendiğimizde sakin görünmeye, kaygılandığımızda ise hiçbir şey olmuyormuş gibi davranmaya çalışıyoruz. Çünkü çoğumuz, zor duyguların bir an önce geçmesi gerektiğine inanarak büyüdük.
Oysa psikolojik danışmanlık sürecinde en sık gördüğüm şey, insanların hissettikleri duygudan çok, o duyguyla kurdukları ilişkiden yorulmuş olmalarıdır. Duyguları bastırmak, insanı en çok tüketen şeylerden biridir.
Duyguların Bir Sebebi Vardır
Hiçbir duygu sebepsiz ortaya çıkmaz. Üzüntü bir kaybın ardından gelir. Kaygı, belirsizlik karşısında bizi hazırlamaya çalışır. Öfke ise çoğu zaman bir sınırın ihlal edildiğini haber verir.
Yani duygular, zihnimizin bize gönderdiği mesajlardır. Bu mesajları susturmaya çalıştığımızda, aslında neye ihtiyaç duyduğumuzu da kaçırabiliriz. Bazen “Artık üzülmemeliyim.” demek yerine, “Bu üzüntü bana ne anlatıyor?” diye sormak çok daha iyileştirici olur.
Bastırılan Duygular Kaybolmaz
İnsan zihni zorlayıcı duygulardan uzaklaşmak ister; bu çok anlaşılırdır. Kimse üzülmekten, kaygılanmaktan ya da hayal kırıklığı yaşamaktan hoşlanmaz. Ama hoşumuza gitmeyen duyguları yok saymak, onların ortadan kalktığı anlamına gelmez.
İfade edilmeyen öfke tahammülsüzlüğe dönüşebilir. Konuşulmayan kırgınlıklar ilişkilerde mesafe oluşturabilir. Sürekli ertelenen üzüntü ise küçük bir olayla yeniden yüzeye çıkabilir. Bu yüzden bastırmak, çözmek değildir.
Güçlü Olmak Her Şeyi İçine Atmak Değildir
Toplumda güçlü olmak çoğu zaman duygularını belli etmemekle karıştırılıyor. Oysa gerçek dayanıklılık, hiçbir şey hissetmemek değil; hissettiklerini taşıyabilmektir.
Üzüldüğünü kabul edebilmrk, kaygılandığını fark edebilmek, gerektiğinde destek istemekten çekinmemek… Bunlar zayıflık değil, ruhsal esnekliğin göstergeleridir. Çünkü kabul edilmeyen bir duyguyu düzenlemek de mümkün değildir.
Duygular Geçicidir
İnsan zihni hem güzel hem zorlayıcı yaşantılara zamanla uyum sağlayabilir. Bugün çok yoğun hissettiğiniz bir duygu, bir süre sonra aynı şiddette olmayabilir (bkz: hedonik adaptaston. Bir önceki yazıda geçti.). Bu nedenle duygularla savaşmak yerine, onların gelip geçici olduğunu bilerek onlara alan açmak çoğu zaman daha sağlıklı bir yaklaşımdır.
Duygular misafir gibidir. Bazıları kısa kalır, bazıları biraz daha uzun… Ama hiçbiri sonsuza kadar kalmaz.
Son Söz
İyi hissetmediğimiz anlarda ilk refleksimiz çoğu zaman bu hissi hemen yok etmeye çalışmaktır. Oysa bazen ihtiyacımız olan şey, kendimizi düzeltmek değil; kendimizi anlamaktır.
Bugün kendinize şu soruyu sorun:
“Şu an ne hissediyorum?”
Sonra bir adım daha atın:
“Bu duygu bana ne anlatmaya çalışıyor?”
Çünkü duygular düşman değil, rehberdir.
Onları susturmak yerine dinlemeyi seçtiğinizde, yalnızca ne hissettiğinizi değil, kendinizi de daha net görmeye başlarsınız.
Duygularınızı bastırmayın, onları dinleyin. İyileşme çoğu zaman tam da orada başlar.


















