KİMDİR BU ERGENLER?
Ergenlik her çocuğun yetişkin olmak için geçtiği bir gelişim evresidir. Hızlı fiziksel değişimler, cinsel olgunlaşma, hormonal değişimler ve psikososyal gelişimle karakterize 10-25 yaş arasındaki dönemdir.
Daha önceki dönemleri kısaca bir özetleyelim. 0-1,5 yaş; ihtiyacın karşılanması için anneye gerek duyulan ve temel güvenin kazanıldığı dönemdir. 1,5-3 yaş; çocuğun tuvalet eğitimiyle tanıştığı ve kendi bedenini kontrol etmeyi öğrendiği dönemdir. Burada özgüvenin temelleri atılır. 3-6 yaş; bu dönemde çocuklar kendi cinsiyetlerini keşfeder, çevreyi keşfeder ve oyunlar kurar. Freud’un Oedipus ve Elektra kompleksleri bu dönemde yaşanır. Psikanalize göre bu dönemin sağlıklı atlatılamaması yetişkinlikte; otorite figürleriyle sorunlar veya ikili ilişkilerde zorluklar gibi çeşitli psikolojik sorunlara yol açabilir. 6-12 yaş; okul çağındaki çocuk, üretkenlik ve beceri geliştirme odaklıdır. Burada çocuklar kendi cinsiyetinde olan çocuklarla oynamayı tercih ederler. 12 yaş ve sonrası; bu dönemde bireyin cinsel dürtüleri yeniden canlanır ve karşı cinse olan ilgi artar. Freud’a göre, bu dönemin sağlıklı bir şekilde geçmesi, önceki dönemlerdeki çatışmaların başarılı bir şekilde çözülmesine bağlıdır. Birey, bu dönemde olgun, karşılıklı ve sağlıklı ilişkiler kurmayı öğrenir. Dönemin en önemli olayı Kimlik Arayışı’dır.
KİMLİK ARAYIŞI NEDİR?
Erikson’un kuramında kimlik arayışı, özellikle ergenlik döneminde (12-18 yaş) ortaya çıkan, bireyin “Ben kimim?”, “Nereye aitim?” ve “Hayattaki amacım ne?” sorularına yanıt aradığı kritik bir süreçtir.
Bu süreçte ergen, çocukluktaki özdeşimlerini sorgular ve kendisine özgü yeni bir sentez oluşturmaya çalışır. Kimlik arayışının temel özellikleri şunlardır:
Sorgulama: Ailenin ve toplumun sunduğu değerlerin, inançların ve mesleki hedeflerin gözden geçirilmesi. Sınırların test edilmesi.
Rol Denemeleri: Farklı arkadaş gruplarına girme, farklı giyim tarzları veya ilgi alanları deneyerek “kendine en uygun olanı” bulma çabası.
Bağımsızlık: Ebeveyn figürlerinden duygusal olarak uzaklaşıp kendi kararlarını verme isteği.
KİMLİK ARAYIŞINDA EBEVEYN NEREDE OLMALI?
Ergenlik döneminde ebeveynlerin en sık zorlandığı noktalardan biri, değişen çocuklarını anlamlandırmaya çalışmaktır. Bir gün çocuklukta olduğu gibi yakın, ertesi gün mesafeli; bir gün paylaşımcı, ertesi gün öfkeli ya da içine kapanık olabilirler. Bu dalgalanmalar çoğu zaman ebeveynde “Bir şeyler ters mi gidiyor?” kaygısı oluşturur. Oysa önemli olan her değişimi sorun olarak görmek değil, gelişimsel olanla riskli olanı ayırt edebilmektir.
Kimlik arayışı tam da bu ayrımın merkezindedir. Çünkü bu süreç doğası gereği sorgulama, deneme, itiraz etme ve zaman zaman çatışma içerir. Ergenin sınır test etmesi, aile değerlerini sorgulaması, arkadaş grubuna daha fazla yönelmesi ya da görünüşüyle, düşünceleriyle farklılaşmak istemesi çoğu zaman “problem” değil gelişimin doğal bir parçasıdır.
Bu nedenle ebeveynin ilk görevi, her farklılaşmayı tehdit olarak değil gelişimsel bir hareket olarak okuyabilmektir. Çünkü bazen endişe edilmemesi gereken davranışlar, kaygılı ebeveyn bakışıyla büyütülür; bazen de gerçekten destek gerektiren işaretler “ergenlik işte” denilerek gözden kaçabilir.
ENDİŞE EDİLMEMESİ GEREKEN DURUMLAR NELERDİR?
Ergenlikte bazı davranışlar sık görülür ve çoğu zaman sağlıklı bireyselleşmenin parçasıdır:
- Otoriteyi sorgulamak
“Niye böyle olmak zorunda?”, “Ben farklı düşünüyorum” demek çoğu zaman saygısızlıktan çok düşünsel ayrışmadır. Ergen, kendine ait bir duruş geliştirmeye çalışıyordur.
- Arkadaşların aileden daha önemli görünmesi
Bu dönem akran ilişkileri kimlik gelişimi için çok önemlidir. Arkadaş grubuna yönelmek aileyi reddetmek değil, aidiyet alanını genişletmektir.
- Dış görünüşle yoğun uğraşmak
Saç, kıyafet, tarz, beden algısı… Bunlar çoğu zaman “Ben kimim?” sorusunun görünür taraflarıdır.
- Duygusal iniş çıkışlar
Bir gün çok neşeli, ertesi gün huzursuz olmak, zaman zaman yalnız kalmak istemek, bazen aşırı konuşup bazen içine çekilmek ergenlikte görülebilir.
- Sınırları test etmek
Kuralları zorlamak, pazarlık yapmak, “neden” diye sormak çoğu zaman gelişimsel olarak beklenebilir davranışlardır.
Bu durumlarda ebeveynin görevi paniğe kapılmak değil; sakin, tutarlı ve ilişkiyi açık tutan bir duruş sergilemektir. Çünkü her çatışma bozulma değildir. Çoğu zaman büyümenin doğal sürtünmesidir.
PEKİ RİSKLİ OLAN NEDİR?
Burada önemli olan davranışın tek başına varlığı değil; şiddeti, süresi ve işlevselliği bozup bozmadığıdır.
Bazı durumlarda “Bu da ergenlik” demek yerine daha dikkatli bakmak gerekir.
- Belirgin ve kalıcı içe çekilme
Sadece yalnız kalmak istemek değil; uzun süreli sosyal geri çekilme, ilişkilerden kopma, odadan çıkmama gibi durumlar değerlendirilmelidir.
- Yoğun ve kontrolsüz öfke
Zaman zaman öfkelenmek olağandır; ancak sık patlamalar, fiziksel saldırganlık, ciddi dürtü kontrol sorunları alarm olabilir.
- Kimlik denemesi değil, kimlik karmaşası
Fikir değiştirmek, rol denemek başka; “Ben hiçbir yere ait değilim”, “Kim olduğumu bilmiyorum”, yoğun boşluk ve dağılma hisleri başka bir şeydir.
- Risk alma davranışlarında artış
Madde kullanımı, tehlikeli davranışlar, kendine zarar verme, yoğun dürtüsel hareketler dikkate alınmalıdır.
*Ergenlikte görülen risk alma davranışları, dürtü kontrolü ve sonuç öngörmeden sorumlu prefrontal korteksin gelişiminin sürmesi ve ödül sistemlerinin görece daha etkin olmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle ergenlikte ebeveynin sınır koyan, düzenleyen ve gerektiğinde “dışsal fren” işlevi gören rolü ayrı bir önem taşır. Çünkü ergen, henüz içsel denetim mekanizmalarını tam yapılandıramamışken, ebeveynin tutarlı sınırları dürtüselliği düzenleyen koruyucu bir çerçeve sunar. Özellikle günümüzde şiddet, suça yönelim, akran baskısı, dijital etkilenmeler ve riskli grup aidiyetleri düşünüldüğünde; ebeveynin yalnızca sevgi veren değil, yön gösteren, takip eden, sınır koyan ve sorumluluk öğreten bir otorite figürü olması gençleri korumada temel önleyici faktörlerden biridir. Çünkü ergeni koruyan şey yalnızca yasaklar değil; ilişki içinde kurulmuş sınırlar, etik rehberlik ve gerektiğinde “dur” diyebilen ebeveyn varlığıdır.
- Belirgin işlev kaybı
Okuldan tamamen kopma, günlük sorumlulukları sürdürememe, uyku-yeme düzeninde ciddi bozulma, yaşam enerjisinde belirgin düşüş… Bunlar takip edilmelidir.
- Yoğun umutsuzluk ve depresif belirtiler
“Hiçbir anlamı yok”, “Ben olmasam daha iyi” gibi ifadeler küçümsenmemelidir.
Burada amaç korkmak değil, fark etmek. Çünkü erken fark edilen zorluklar çok daha sağlıklı şekilde ele alınabilir. Bu kimlik arayışı yalnızca gencin değil, ebeveynliğin de yeniden tanımlandığı bir dönemdir.
Bazen ergenin “karşı çıkışı”, kendi sesini bulma çabasıdır. Bazen sessizliği, anlaşılma ihtiyacıdır. Bazen öfkesi, ayrışmanın dili olabilir. Ergenle ortak bir dil, köprü kurma yolculuğunuzda profesyonel destek almak, süreci daha kolay yönetmenizi sağlayabilir. Ergenlerimizi ayrıştırmadan, yetişkinliğe geçiş sancılarına saygı duyarak; sınır koyan rehberler olmamız yeterli olacaktır. Herhangi bir riskli durum ise göz ardı edilmemelidir.



















