Sürekli Pozitif Olma Baskısının Psikolojisi
Son yıllarda mutluluk adeta bir duygu olmaktan çıkıp bir hedefe dönüştü. Sosyal medyada mutlu insanlar görüyoruz, kişisel gelişim içeriklerinde sürekli pozitif düşünmenin önemi vurgulanıyor ve zamanla şu inancı geliştirebiliyoruz:
“İyi hissetmiyorsam bir sorun var.”
Oysa psikolojik açıdan bakıldığında insanın her zaman mutlu olması mümkün olmadığı gibi sağlıklı da değildir. Çünkü insan doğası yalnızca mutluluktan oluşmaz. Üzüntü, öfke, kaygı, hayal kırıklığı ve yas da yaşamın doğal parçalarıdır. Sorun bu duyguları yaşamak değil, yaşamamamız gerektiğine inanmaktır.
Mutluluk Neden Kalıcı Değildir?
Birçok insan mutluluğu ulaşılması gereken kalıcı bir nokta gibi görür:
“O işe girersem mutlu olacağım.”
“Evlendiğimde her şey düzelecek.”
“Biraz daha başarılı olursam huzurlu hissedeceğim.”
Ancak insan zihni böyle çalışmaz. Psikolojide bunu açıklayan kavramlardan biri hedonik adaptasyondur. Hedonik adaptasyon, kişinin yaşadığı olumlu ya da olumsuz olaylara zaman içerisinde uyum sağlamasıdır.
Örneğin uzun zamandır hayalini kurduğunuz bir hedefe ulaştığınızda büyük bir mutluluk yaşayabilirsiniz. Ancak bir süre sonra bu yeni durum günlük yaşamın sıradan bir parçası haline gelir. İlk günlerdeki yoğun mutluluk azalır ve kişi kendi duygusal dengesine geri döner.
İlginç olan, aynı mekanizmanın zorlayıcı yaşam olaylarında da çalışmasıdır. Ayrılıklar, kayıplar veya hayal kırıklıkları ilk başta yoğun acı meydana getirirken zamanla bu duyguların şiddeti azalır ve kişi yaşamına yeniden uyum sağlar.
Aslında hedonik adaptasyon insanın aleyhine değil, lehine çalışan bir mekanizmadır. Eğer mutlu olduğumuz anlara hiç alışamasaydık doyum hissi yaşayamaz, üzüntülerimize hiç uyum sağlayamasaydık yaşamımızı sürdüremezdik. Psikolojik dayanıklılığımızın önemli bir kısmı, değişen koşullara uyum sağlayabilme kapasitemizden gelir. Bu nedenle hem mutluluk hem de mutsuzluk geçicidir.
Toksik Pozitiflik Tuzağı
Günümüzde birçok kişi yalnızca zor duygular yaşadığı için değil, bu duyguları yaşadığı için suçluluk duyuyor. Üzüldüğümüzde hemen kendimizi toparlamamız, kaygılandığımızda güçlü görünmemiz, öfkelendiğimizde bunu bastırmamız gerektiği mesajını alıyoruz.
Oysa duyguların amacı yok edilmek değil, anlaşılmaktır. Üzüntü kayıplarımızı fark etmemizi sağlar. Kaygı bizi olası risklere karşı hazırlar. Öfke sınırlarımızın ihlal edildiğini haber verir. Her duygunun bir işlevi vardır.
SONUÇ
Belki de kendimize sormamız gereken soru “Nasıl sürekli mutlu olabilirim?” değil, “Hayatın getirdiği tüm duygulara ne kadar alan açabiliyorum?” sorusudur.
Psikolojik sağlık sürekli mutlu olmak değildir. Psikolojik sağlık; mutluluk geldiğinde onu yaşayabilmek, üzüntü geldiğinde ondan kaçmadan yanında kalabilmek ve her iki duygunun da geçici olduğunu bilmektir.
Mutlu olmak elbette güzeldir. Ancak her zaman mutlu olmak zorunda olmadığımızı bilmek, çoğu zaman insanı daha özgür kılar.

















