Hepimizin aklından şu sorular geçmiştir.
Ya olmazsa! Yarın ne olacak? Ben bu durumun üstesinden gelebilecek miyim?
Gelecek kaygısı, belirsizliği kontrol etmeye çalışan zihnin susmayan çığlıklarıdır. Her an en kötü senaryoya odaklanıp bugünün huzurunu yarına teslim eder. Bu kaygı bozukluğu, mutluluk ve huzurla da doğru orantılıdır. Bu günü yaşamayı kendine hak olarak görmeyen kişi, andaki bütün güzellikleri kaçırır. Bir ifade vardır ve bu ifade genellikle yanlış yorumlanır. “CARPÉ DİEM” Türkçesi; anı yaşa, anı yakala’dır. Gelecek kaygısıyla anı kaçırmamak, bugünün hakkını vererek yaşamak anlamını ifade eder. Bu arada bu yaklaşımı yanlış algılayan bir kesim vardır. Çoğu zaman gününü gün etmek, plansız yaşamak, anlık zevklerin peşinden koşmak, “hedonizm”le karıştırılır.
Oysaki gelecek henüz yazılmadı. Bugün attığın tohumlar, geleceğin bahçesini hazırlayan rengârenk mis kokulu çiçekler de olabilir ya da lağım kokulu bir bataklık da olabilir.
Kaygı olmalı mıdır? Kesinlikle evet. Fakat onu yönetebileceğimiz ölçüden çıkıp o bizi yönetmeye başladığında, bizim için korkulacak bir hâl alır. Hani çocuklar bazen geceleri bir eşyanın gölgesini korkutucu bir canavara benzetip ağlamaya başlarlar ya, biz de içimizdeki düşünceleri yüksek kaygı boyutuna getirdiğimizde tıpkı o hissi yaşarız. Bugün benim için çok değerli olan bir dostumla sohbet ederken bu konulardan bahsedince, bir süredir yazamadığım bloklarımı bu konuyla devam ettirmeye karar verdim. (İyi bir dostla sohbet ilaçtan daha eftaldir.)
Ya başaramazsam? Yarın ne olacak? diye sormak yerine, elimden geleni yaparsam neler olur şeklinde kendimize yönelttiğimiz soruları değiştirebiliriz.
Özellikle günümüzün gençlerinde en çok bu psikolojik problem görülmektedir. “Gelecek kaygısı.” Fakat anlamlandıramadığım şekilde gözlemlediğim birçok genç, kaygıya kendini o kadar teslim etmiş ki; zihnine kaygının bindirdiği o ağır yükler yüzünden gelecek hakkında hiçbir doğru adım atmadığının farkında bile değiller. Çünkü zihin bulanıkken doğru çalışamaz. Sadece şu an bir işte çalışayım, günü kurtarayım diyerek konfor alanlarına hapsolmuş durumdalar.
Olması gereken nedir? Kaygıyı sadece yönetebileceğimiz ölçüde, olması gereken yerinde bırakıp, elimden ne gelir? Neler yapabilirim?e odaklanmak gerekir. Elimizden geleni yaparken de anın içinde huzurla dengede kalıp, bugünlerimizin güzel anlarını yarına hapsetmeden yaşayabilmeliyiz.
Belirli bir yaşa gelen birçok kişi tıpkı benim gibi bu yollardan geçti. Ama İslami inanca göre de sürekli gelecek endişesi taşımak sakıncalı bir yaklaşımdır. Necm suresi şöyle der: İnsan için kendi çalışmasından (gayretinden) başka bir şey yoktur. Yani Allah diyor ki; çalışın, çabalayın fakat rızık endişesine kapılmayın. Gökte uçan kuşun rızkını veren, sizin rızkınızı da yazıldığı kadar verecektir.
Rızık Allah’tandır ve bize sadece elimizden geleni yapıp Allah’a tevekkül etmek düşer.
Sizlerin de bu konuda yorumlarını bekliyorum.
















