Ah, duygular… Öyle masumlar ki; atamazsın, satamazsın. Ne onlardan vazgeçebilirsin ne de hükmedebilirsin. Bazen insan, “Keşke bir eşya gibi kaldırıp bir kenara atabilsem.” diyor. Ama olmuyor. Bavula koyamazsın, çöpe atamazsın. Duygular içimizde kök salmış bir vaziyettedir.
Herkes kendi yaşadığını bilir ya; kırgınlıklar olsun ya da kendi içine ukde gibi oturmuş masum mutluluklar olsun. Her ne kadar bazı anları hatırlamak istemesen de ya da bazı mutlulukları yaşamak istesen de, duyguların bizi alıp götüremeyeceği memleket yoktur. Aklına alırsın, kalbin müsaade etmez; kalbine bakarsın, aklınla mücadele eder. Bu yüzden insan çabuk yorulan bir varlıktır.
Garip olan şu ki; kimse duygularını isteyerek yönetmiyor. Kimse gidip de “Bugün birini üzmek istiyorum.” diyemez. Ya da “Bugün birini çok özleyeyim.” diyemez. Her şey farkında olmadan alır başını gider. Bir söz, bir bakış, bir koku, bir şarkı… Yaşamak istediğin her ne varsa, bir anda çıkıp başköşene kuruluverir. İşte o an duygularına hükmedemediğini anlarsın.
Çok güçlü görünmeye çalışırız. Gülüp eğlenir, işimize bakar, hayatımıza devam ederiz. Dışarıya güzel bir portre bırakırız. Herkes senin sıkıntın yok zanneder. Oysa insanın içinde kimsenin görmediği, labirente benzeyen odalar vardır. Ve en çok kaybolduğumuz odalar… Sürekli çıkış yolu aradığımız ya da cevabını bildiğimiz sorular, keşkelerle boğuşur durur, “Acaba?”larla yorulur durur.
Bir de ah, şu en değer verdiğimiz insanlar yok mu? İz düşümü gibi duygularımızı sürekli yoklayanlar. Bir insan değer vermediği birini sürekli düşünür mü? Değer vermediği birinin bir sözüyle dünyası değişir mi? Aslında ağır olan kelimeler değildir. Kime söylediğin ya da kimden duyduğundur?
Zaman her şeyi geçirir derler ya, bence zaman sadece alıştırıyor. Çünkü bizler duygularla yaşarız. Yaptığımız işler sadece yaşam alanımızı oluşturur. Coşkularımızı kimi zaman şiirlere, kimi zaman dışarıya çıkmasına müsaade edemediğimiz duygulara dökeriz. Yeri gelir, o duygular bizim yaşam alanımız olur.
Önemli olan nedir biliyor musunuz? Duygularımızdan kaçamayız, onları yok edemeyiz. Mesele, onlarla yaşamayı öğrenebilmek. Çünkü insanı insan yapan aklı değil, hisleridir. Hiç üzülmeseydik, sevincin kıymetini bilemezdik. Özlemeseydik, kavuşmanın ne olduğunu anlayamazdık.
O yüzden duygularımıza kızmayalım. Onlar bizim zayıflığımız değil, en kıymetli zaaflarımız. Taşlaşmadığımızın belirtileri, insan olmamızın ispatıdır. Çünkü kalbi yaşayan bir insanın duyguları da yaşar. Kendimize verebileceğimiz en büyük cesaret, hiçbir şey olmamış gibi davranmak değil, bütün kırgınlıklarımıza, kızgınlıklarımıza rağmen, kalbimizi kötülüğe meyl ettirmemektir.
Aşk’tır gönlüme kelamı düşüren; sen olmasaydın, yaşadığını sanan ya da kendini avutan bir viraneye dönerdim. Vesselam.


















