Modern toplumda en sık karıştırılan kavramlardan biri sevgi ile sahip olma arzusudur. Birçok ilişki, sevgiyle başladığını düşünse de zamanla görünmez bir iktidar mücadelesine dönüşebilmektedir. Bunun temel nedeni, bireylerin birbirlerini nasıl sevdiklerinden çok, sevgiyi nasıl öğrendikleridir.
Sosyolojik açıdan sevgi yalnızca bireysel bir duygu değildir; aile, kültür, eğitim, toplumsal cinsiyet rolleri ve yaşanılan sosyal çevre tarafından şekillenen bir öğrenme biçimidir. İnsan, sevgiyi çoğu zaman içinde büyüdüğü toplumun ilişki kalıpları üzerinden deneyimler. Eğer sevgi, çocukluktan itibaren kontrol etmek, vazgeçilmez olmak ya da kaybetme korkusuyla birlikte öğretilmişse, yetişkinlikte de aynı örüntüler yeniden üretilir.
Bu nedenle bazı insanlar için ilişkinin merkezinde karşı tarafın mutluluğu değil, ilişkinin devam ediyor olması vardır. Partnerin ne hissettiğinden çok nerede olduğu, kiminle görüştüğü, nasıl davrandığı önem kazanmaya başlar. Sevginin yerini denetim, güvenin yerini kuşku alır. Dışarıdan bakıldığında bunlar ‘çok seviyor’ şeklinde yorumlanabilir; oysa çoğu zaman bu davranışların kaynağı sevgiden çok kaybetme korkusu ve kontrol ihtiyacıdır.
Modern toplum ise bu eğilimi zaman zaman farkında olmadan beslemektedir. Popüler kültür, filmler ve sosyal medya; kıskançlığı tutkunun, vazgeçememeyi büyük aşkın, fedakârlığı ise kendinden vazgeçmenin göstergesi olarak romantize edebilmektedir. Böylece sağlıklı sınırlar yerine bağımlı ilişki biçimleri normalleşmektedir.
Oysa sevgi, bir insanın özgürlüğünü elinden almak değil; o özgürlük içinde kurduğu bağı sürdürebilmektir. Sevgi, sahip olmayı değil, güvenmeyi gerektirir. Çünkü güven olmayan yerde kontrol artar; kontrol arttıkça ilişki derinleşmez, daralır.
İlişkilerin niteliğini belirleyen şey ‘Seni ne kadar seviyorum?’ sorusundan önce, ‘Seni olduğun gibi var edebiliyor muyum?’ sorusuna verilen cevaptır. Belki de gerçek sevginin en önemli göstergesi, bir insanı kendimize benzetmeye çalışmadan, kendi kimliğiyle yanında kalabilmektir.
Bugün ilişkilerde yaşanan birçok çatışmanın temelinde sevginin eksikliği değil; sevginin sahip olmakla karıştırılması yatmaktadır. Sağlıklı toplumlar da sağlıklı ilişkiler de, ancak bireyin bir başkasını kontrol etmeden sevebildiği noktada inşa edilebilir.

















