2026-2027 eğitim ve öğretim yılı bu hafta başladı.
Okullar açılmadan bir hafta önce evlerde tatlı bir telaş vardı. Defterler, kalemler, çantalar, giysiler alındı. Okul servisleriyle anlaşıldı. Kimi çocuk için okul yolunun, kimi için onu okula bırakacak kişinin planı yapıldı. Sonra o beklenen sabah geldi.
Çocuklarımız, tatilin rehavetinden sıyrılıp yeni bir heyecanla uyandı. Erken kalkmak biraz zor olsa da kahvaltılar yapıldı, çantalar omuzlara alındı ve okul yollarına düşüldü. Yeni öğretmenler, yeni arkadaşlar, yeni dersler… Yeni bir yıl başladı.
Buraya kadar her şey oldukça sıradan ve alışılmış görünüyor.
İlk günlerin heyecanı da zamanla geçecek. Zaten zaman, fark ettirmeden akıp gitmeye çok alışkın. Derken ekim geçecek, kasım gelecek. Kasım ayının ortasında, ilk ara tatilden önce, birinci sınavlar yapılacak. Ve belki de o güne kadar ders durumu tam olarak bilinmeyen bazı öğrencilerin notları ortaya çıkacak.
İşte o zaman bir arayış başlayacak. Özel dersler, etütler, yeni kitaplar, yeni çalışmalar… Ama belki de biraz geç kalınmış olacak.
Çünkü bazı dersler vardır; bir önceki konunun üzerine yenisi eklenerek öğrenilir. Ve o derslerden biri, belki de en sabırlı olanıdır:
Matematik.
Peki matematik ne zaman öğrenilir?
Hangi sınıfta öğrenilen matematik daha önemlidir?
Ortaokulda ve lisede anlaşılmayan matematik, üniversite hazırlığında özel derslerle telafi edilebilir mi?
Aslında bütün bu soruların cevabı, çok daha önce başlıyor.
Matematik ilk önce evde öğrenilir
Çünkü hayatın kendisi bir matematiktir. Üç kardeş büyüdüyseniz bir şeyi üçe bölersiniz. Paylaşırken farkında olmadan kesirleri öğrenirsiniz. Birinin hakkını diğerinden ayırırken bölmeyi, eşitliği ve adaleti öğrenirsiniz. Para sayarken toplarsınız. Alışveriş yaparken çıkarırsınız. Saate bakarken zamanı ölçersiniz. Bir pastayı kardeşlerinizle paylaşırken bölme işlemini hayatın içinde yaparsınız.
Yani matematik, çocuk daha okul sırasına oturmadan hayatına girer.
Bu nedenle evde verilen temel matematiğin amacı çocuğa karmaşık işlemler öğretmek değil, matematiği sevdirmektir. Çocuğun matematikten korkmaması gerekir. Çünkü korkulan bir ders öğrenilmekten önce uzaklaştırılır.
İlkokul öğretmeni ve matematik
İlkokulda, öğretmen ya da okul değişmediği sürece, matematiği çoğunlukla tek bir öğretmen anlatır. Ve o öğretmenin matematiği nasıl anlattığı, çocuğun matematikle kuracağı ilişkinin başlangıcıdır.
Bir çocuk için öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir. Bazen söylediği tek bir cümle, çocuğun zihninde yıllarca kalabilir. Çözemediği her çarpma ya da bölme işleminde kendisini yetersiz hisseden bir çocuk, bir süre sonra içinden şu cümleyi söylemeye başlayabilir:
“Ben matematik yapamıyorum.”
İşte asıl tehlike, çözülemeyen bir soru değildir. Asıl tehlike, o sorunun çocuğun kendisi hakkında bir yargıya dönüşmesidir.
“Yapamıyorum.”
“Anlamıyorum.”
“Benim kafam matematiğe basmıyor.”
O küçük yaşlarda söylenen bu cümleler, büyüdükçe çocuğun peşinden gelebilir.
Bu yüzden ilkokul öğretmeninin tutumu çok önemlidir. Çünkü o küçük çocuk dünyasında öğretmenin sözü, bizim düşündüğümüzden çok daha büyük bir yere sahiptir.
Çocuk önce öğretmenini sevmelidir. Öğretmenini seven çocuk, çoğu zaman onun anlattığı dersi de sever.
Matematiğin temeli küçük yaşta atılır
İlkokul matematiğinde, ileride karşılaşılacak pek çok konunun temeli vardır. Eğer bu temel sağlam atılırsa ilerleyen yıllarda matematik çok daha anlaşılır hâle gelir.
Bunu nereden mi biliyorum?
Matematikten özel ders verirken kendime göre bazı pratik yöntemler geliştirdim. Daha sonra bir gün, geliştirdiğim bu yöntemlerin aslında ilkokul üçüncü ve dördüncü sınıf matematik kitaplarında ders olarak anlatıldığını gördüm. Şaşırdım. Çünkü bana bunlar hiç bu şekilde anlatılmamıştı. Hatta ders kitaplarında bulunduğunu bile bilmiyordum.
Oysa çocuk daha o yaşlarda matematiğin temel taşlarıyla tanışıyor. Toplama, çıkarma, çarpma, bölme… Kesirler, asal sayılar, çarpanlar, katlar, ondalık sayılar… Bunların her biri, ileride kurulacak matematik binasının bir tuğlası.
Bir tuğla eksik kalırsa diğerini koymak zorlaşır.
Çocuk temel işlemleri yeterince öğrenememişse, daha sonra karşısına çıkan konuların zor gelmesi kaçınılmazdır. Çünkü çocuk aslında yeni konuyu değil, eksik kalan eski konuyu da aynı anda anlamaya çalışır.
Problemler neden bu kadar zor gelir?
Problem soruları öğrencilerin en çok zorlandığı soru türlerinden biridir. Oysa problem çözme becerisinin temelleri de çok küçük yaşlarda atılır.
Tavukların ve ördeklerin ayaklarını hesaplamak… Anne ile babanın yaşlarını bulmak… Basit gibi görünen bu sorular, aslında çocuğa bir şeyi öğretir:
Bir sorunun içindeki bilgileri ayırmayı ve aralarındaki ilişkiyi kurmayı.
Bu beceri yalnızca okulda değil, ilerleyen yıllarda da karşısına çıkar. KPSS’ye hazırlanan bir yetişkin bile problem sorularıyla karşılaşır.
Demek ki mesele yalnızca matematik sorusu çözmek değildir. Mesele, düşünmeyi öğrenmektir.
Bir sınıf, diğerinin devamıdır
Ortaokula gelindiğinde 5, 6, 7 ve 8. sınıflarda temel konular daha da genişler. Sonra lise… Sonra üniversite sınavı…
Her yeni sınıfta, bir önceki sınıfta öğrenilenlerin bilindiği kabul edilir. Yeni bilgi, eski bilginin üzerine eklenir. İşte matematik biraz da bu yüzden sabır ister. Çünkü hiçbir konu havada durmaz. Her konunun altında başka bir konu vardır.
Bir öğrenci önceki yılın konusunu öğrenmemişse yeni konuyu anlamaya çalışırken yalnızca yeni bilgiyle mücadele etmez; aynı zamanda geçmişteki eksikliğiyle de uğraşır.
Bu nedenle matematikte “Bu yıl nasıl olsa geçerim, seneye öğrenirim.” düşüncesi çoğu zaman işleri daha da zorlaştırır.
Hangi sınıfta hangi konu öğreniliyorsa, o konunun o yıl öğrenilmesi gerekir.
Peki matematiği nasıl anlayacağız?
Aslında cevap çok basit.
Önce dersi dinlemek. Konuyu derste anlamaya çalışmak. Anlaşılmayan yerde soru sormak. Parmak kaldırmak. Çekinmeden öğretmene danışmak.
Çünkü bazı konular ilk anlatıldığında hemen anlaşılmaz. Bu çok normaldir. Her şey bir anda öğrenilmez.
Sonra eve gelmek…
Ve o gün işlenen dersi, yalnızca 15 dakika bile olsa, aynı gün tekrar etmek.
İşte çoğu öğrencinin atladığı nokta tam da burasıdır. Hafta boyunca öğrenilenleri yalnızca hafta sonunda tekrar etmek, çoğu zaman geç kalınmış bir tekrar olur. Oysa öğrenilen bilgi, tazeyken tekrar edildiğinde zihinde daha sağlam bir yer edinir. Öğretmenin derste çözdüğü soruların yeniden çözülmesi de bu yüzden önemlidir.
Çözümlü sorular boşuna konulmaz
Soru bankalarında çözümlü sorular vardır. Bazı öğrenciler o soruyu görür, doğrudan çözümüne bakar. “Zaten çözülmüş.” der ve geçer.
İşte yıllardır aynı şeyi anlatmaktan biraz yorulduğum noktalardan biri de burasıdır.
Çözümlü sorular boşuna konulmaz. Önce çözüm kapatılır. Soruya bakılır. Çocuk kendi başına çözmeye çalışır. Sonra çözüm açılır ve yapılan işlem kontrol edilir.
Doğru mu?
Yanlış mı?
Nerede hata yapılmış?
İşte öğrenme tam da burada başlar.
Ben özel ders verdiğim öğrencilerime de hep aynı şeyi söylerim:
“Derste çözdüğümüz soruları yeniden çözün.”
Bunu yapan öğrencilerin ilerlediğini defalarca gördüm. Çünkü tekrar, matematikte yalnızca bilgiyi değil, güveni de pekiştirir.
İki kitap, iki farklı görev
Bu nedenle genellikle öğrencilerime iki kitap aldırırım. Birini birlikte çözeriz. Diğeri ödev kitabıdır.
Başarılı öğrenciler, derste çözdüğümüz soruları yeniden çözer. Ödevlerini hafta içinde tamamlar. Yapamadığı soruları da işaretler ve derse geldiğinde sorar.
İşte benim için öğrenmenin en güzel noktası budur.
Çünkü öğrenci artık yalnızca “Bu soruyu yapamadım.” demiyordur. “Nerede takıldığımı biliyorum.” diyordur.
Bu çok büyük bir farktır.
Hafta hafta, konu konu ilerlediğinizde matematik artık korkulacak bir ders olmaktan çıkar. Çünkü her konu zamanında öğrenilir. Her bilgi bir diğerinin üzerine yerleşir.
Ve bir gün çocuk fark eder ki aslında matematik, sandığı kadar korkunç değildir.
Matematikte mucize yoktur
İlk yazılıdan 15 puan alan ve benimle çalışmaya başladıktan sonra 100 alan öğrencilerim oldu.
Bu bir mucize miydi?
Elbette değildi.
Doğru yöntem vardı. Düzenli çalışma vardı. Çok soru çözmek vardı. Öğrencinin nerede takıldığını bulmak ve o tıkanıklığı gidermek vardı.
Ama bütün bunlardan daha önemli bir şey vardı:
“Ben matematiği yapabiliyorum.” duygusu.
Bazen bir öğrencinin ihtiyacı yeni bir kitap değildir. Daha fazla soru da değildir. Bazen ihtiyacı olan tek şey, yapabileceğine yeniden inanmaktır.
Çünkü öğrenci kendine inandığında soru değişmez ama soruya bakışı değişir. Matematik değişmez ama çocuk değişir. Ve bazen başarı, tam da o değişimin ardından gelir.
Yeni eğitim ve öğretim yılında bütün çocuklarımıza başarılar diliyorum.
Umarım hiçbir çocuk, bir soruyu çözemediği için kendisini başarısız sanmaz. Umarım hiçbir çocuk, “Ben matematik yapamıyorum.” cümlesini kendisine söylemez.
Çünkü matematik öğrenilir. Yeter ki doğru zamanda, doğru yöntemle ve sabırla üzerine gidilsin. Ve en önemlisi, çocuk kendisine inansın.
Son sözümüz yine aynı olsun:
“Matematikten korkmayın, matematik sizden korksun!”
















