Elif, çocukluğundan beri denizin kendisini çağırdığına inanırdı. Diğer çocuklar kıyıda oynarken o, saatlerce suyun içinde durur, dalgalar ayaklarına vurdukça gülümserdi. Bir gün annesi onu sudan çıkarmaya çalışınca Elif ağlamıştı.
“Beni sudan çıkarma. Daha eve gitmedim.”
Annesi bunun çocukça bir hayal olduğunu düşündü. Fakat Elif büyüdükçe inancı da büyüdü. Balıkların kendisini tanıdığını, geceleri dalgaların arasından bir kadın sesinin adını fısıldadığını söylüyordu. Babası ona denizin yalnızca dalga ve rüzgârdan ibaret olduğunu anlattığında Elif sakince cevap verdi:
“Sen duymuyorsun diye yok olmuyorlar.”
Yirmi üç yaşındayken annesini kaybetti. Bir kış gecesi, içindeki boşluğa dayanamayarak sahile gitti. Soğuk suya beline kadar girdi ve karanlığa seslendi:
“Geldim. Artık gelebilirim.”
Bir dalga göğsüne çarptı. Bir adım daha atmak üzereyken annesinin yıllar önce söylediği sözleri hatırladı: “İnsan bazen ait olmadığı bir yerde yaşadığını sanır. Ama ait olduğu yeri gerçekten bildiği anlamına gelmez.”
Elif uzun süre denize baktı. Sonra geri döndü. Kumların üzerine oturup ağladı; annesi için, kaybettiği çocukluğu için ve belki de hiç gerçekleşmeyecek bir dönüşümü beklediği için.
Yıllar sonra küçük bir kitapçıda çalışırken, sarı yağmurluklu bir kız çocuğu ona denizkızlarının gerçek olup olmadığını sordu.
“Ben denizkızı olduğumu düşünüyorum,” dedi kız. “Ama bacaklarım var.”
Elif gülümsedi. “Benim de var.”
“Peki ne zaman kuyruğumuz çıkacak?”
“Belki hiç çıkmayacak. Ama bu, denizi sevemeyeceğin anlamına gelmez.”
Kız gittikten sonra Elif uzun süre pencereden denize baktı. Belki insanın kendine inanması, düşündüğü her şeyin gerçek olduğuna inanması değildi. Belki de kendini incitmeden hayal kurabilmekti.
O gece sahile indiğinde suyun içinde mavi ışıklar belirdi. Işıkların arasında uzun saçlı bir gölge yükseldi. Elif’in yüzüne baktı, parmağını dudaklarına götürdü ve yeniden suya çekildi. Denizin altında onlarca ışık yanmaya başladı; sanki karanlığın içinde gizli bir şehir uyanıyordu.
Elif sonraki gecelerde de sahile gitti. Bir gece, suyun hemen altında kendi yüzünü gördü; ama daha yaşlıydı, saçları beline uzanıyordu. Kadın elini kaldırdı. Elif de kaldırdı. Dudakları kıpırdadı, sesi duyulmadı. Yine de Elif ne söylediğini anladı:
“Sonunda büyüdün.”
Elif denize girmedi. Eve doğru yürüdü. Artık denizkızı olduğunu kanıtlamak zorunda değildi. Yine de arkasında, karanlık suyun altında uzanan ışık yolunun varlığını biliyordu.
O günden sonra her gece aynı saatte kıyıya geldi. Deniz onu bir daha çağırmadı.
Ama Elif, her dönüşünde, evin gerçekten neresi olduğundan biraz daha az emin oldu.
















